Minimalist yaşam üzerine bir dönüşüm projesi.
Minimalist yaşam üzerine bir dönüşüm projesi.
Salgının bu topraklarda resmi olarak çıkışından ve ilk evlere kapanmamızın üzerinden 259 gün geçti. Birazcık hava almak için çıkmamız pahalıya mal oldu ve tekrar eve dönüş yolu yavaştan gözükmeye başladı. Tedbiri hiç bırakmayanları ise minnetle selamlıyoruz. Ama ilk zamanlardaki gibi tüm dünyanın tamamen evlere kapandığı bir duruma gider miyiz pandeminin seyri gösterecek. Ekonomi durmamalı...
100 gün daha geçti. Dalga dalga yayılan normalleşme, yine dalga dalga hastalık yaymaya devam etti. Virüs’ün sadece solunum yollarına, ciğerlere ve bedenin diğer parçalarına verdiği zararın ötesinde ruhlara verdiği hasar çok daha fazla oldu. Evet kal! Çağrıları yapanların güneye, zaten evde tutamadıklarımızın da şehrin her yerine yayıldığı günlerde ilk günlerdeki heyecanını yitiren dijital...
“İnsanlık tarihinde böyle salgın yaşanmadı”“Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”“Yeni normal, eskisi gibi olmayacak.”“Geleneksel tüm iş kolları batacak.”“…” Her güne yepyeni önermeler ile başlıyoruz. Çok keyifli canlı yayın kayıtları izliyorum. YouTube’u hiç olmadığı kadar sevmeye başladım denilebilir. 74. Gün geride kalıyor. Yukarıdaki önermelerin bazıları kısmen doğru, bazıları değil. Ama önemli...
Evime kapanmış, hiç olmadığım kadar iş yoğunluğumun olduğu dönemde gece geç saatlerde veya yemek aralarında fırsat buldukça Youtube’a düşmüş çok kaliteli söyleşileri, erişimin kapılarının sonuna kadar açıldığı eğitimleri tamamlamaya çalışıyorum. Yeni şeyler öğrenmenin keyif veren bir yanı var. Taze basılmış kitaplar da hemen yanı başımda bana arkadaşlık ediyor. Hiç olmadığı kadar kaliteli...
Öğrenciyken ekonomi ve finans alanına çok meraklıydım. Ekonomikgundem.com isminde bir blog açıp orada yazılar paylaşıyordum. Aslında sonra asıl beni heyecanlandıranın finansal piyasalar veya makro ekonomik veriler değil davranış ekonomisi diye bilinen alan olduğunu anlamıştım. 2009 yılından beri de burada dijital dönüşüm başta olmak üzere pek çok konuda yazılar yayınlıyorum. Uzunca bir süredir...
Öğrencilik yıllarımda pazarlama ve dijital kavramları birbirinden ayrı dünyalardaydı. Her iki alana da ilgi duyduğum için hem okuduğum işletme bölümünde öğrendiklerimin yansımalarını görmek hem de merak ettiğim dijital dünyadan kopmamak adına aylık iş dünyası, pazarlama, yönetim, dijital ve bilgisayar kavramları üzerine çıkmış dergileri baştan sona okurken buluyordum kendimi… İki alanda da...
Bir önceki yazımda özellikle büyükşehirlerin gündelik yaşamında zaman geçirdiğimiz ulaşım esnasında kitap okuyarak değerlendirebileceğimizden bahsetmiştim. Ben de dinlemek istiyorum ama nereden başlasam bilemiyorum diyenler için son dönem dinlediğim, beğendiğim ve özellikle insan odaklı işler yapanların, pazarlama ve tüm kolları da dahil dinlese, iyi olabileceğini düşündüğüm sesli kitapları...
Kitap okumak için özel zaman ayırmayı pek çoğumuz istese de İstanbul gibi metropol bir şehirde günlük hayatın koşuşturmacası, trafikte kaybedilen zaman, yoğun çalışma temposu gibi bizi okumamak için haklı çıkaracak çok geçerli mazeretler hepimizde var. Bilgiye erişim her geçen gün daha kolaylaşırken aynı gelişmeler paralelinde bizi bir o kadar da meşgul etmeye ve hem kendimize hem de sevdiğimiz...
Bilgi ve teknoloji alanındaki gelişmeler sadece ruhlarımızı değil bedenlerimizi de parça parça değiştirmeye olanak sağlayacak mı? Yoksa ruhumuza yaptığı gibi tamir görüntüsü altında bedenlerimizi de mekanikleştirecek mi?