Pazarlama


Marka İletişiminde Camdan Küp Yaklaşımı Pazarlama

Bir önceki yazımda günümüzde markaların müşterilerin gözünde, eskiden olduğu gibi sadece ürünleri ve hizmetleri ile yer alıp, kendi iç dünyalarını sakladıkları kara kutular yerine tüm işleyişleri ve fonksiyonları ile tamamen şeffaf camdan küp olduklarını yazmıştım. Peki bu yeni yaklaşımda marka iletişimi ve yönetimi nasıl olmalı? Eski kuralların olduğu gibi işleyemeye devam etmeyeceği basit. Marshall Goldsmith’in çok sevdiğim bir kitabının orijinal ismi aslında tam bu durumu açıklıyor. “What you got here, won’t you get you there” Mealen sizi bugünlere getiren etkiler, yollar, sebepler yarına taşımaz. Şartlar ve koşullar değişir. Ona ayak uydurmanız gerekiyor.

Peki bu yeni dönemde ne değişiyor? Kabaca bahsetmek gerekirse daha önceki dönemde müşteriyi sadece ürün, ürünün tasarımı, kalitesi ve ona hissettirdikleri öne çıkıyordu. Günümüzde müşteri, hem zaman ve mekandan sınırsız genişlikte sahip olduğu iletişim olanakları hem de çok tüketim sonrasında verdiği zararın somut etkilerini görmesi ile birlikte artan çevre ve etik bilinci ile artık tükettiği ürünlerin kaynağını, yapılış biçimini, yapan ekosistemin kendi çevre görüşüne olan yakınlığı gibi pek çok kriterde değerlendiriyor. Buna pazarda artan sonsuz seçeceğin (hemen her kategoride binlerce seçenek ile karşı karşıya) olmasının da katkısı büyük olsa gerek.

Peki yeni yaklaşım ile günümüzde markayı yönetirken nelere dikkat edilmesi gerekiyor. Öncelikle marka yönetimi meselesine derinlemesine bakmakta fayda var. Marka yönetimi, bir firmanın en üst yöneticisinden sahada bulunan destek elemanına kadar tüm çalışanları kapsayan ve her birine ayrı ayrı görevlerin düştüğü bir süreç. Bu sürece en tepeden en alt seviyeye kadar bütüncül yaklaşmak gerekiyor. Fakat bu süreç günümüzde yaygın şekilde kurumsal iletişim faaliyetleri altında sıkıştırılmış ve yalnızca iletişim faaliyetlerinin logo denetçisi olarak konumlandırılmış durumda. Pazarlama faaliyetlerinin en önemlisi ve temeli olan marka yönetimi aynı zamanda ürünün üretilmeye karar verilmesinden, satış sonrasında müşteri ile iletişime kadar her süreci kapsar. Çalışanlar, ürün ve tüm süreçler kısaca marka yönetiminin bir parçası.

En alttan en üste tüm çalışanlar markanın reklam yüzüdür

Günümüzde tüm tüketiciler (ve aynı zamanda üreticiler) kullandıkları cihazlar ve sosyal ağlar ile her biri birer medya kanalı olarak yayın yapmaktadır. Onların reytingi sahip oldukları takipçiler ve etki alanıdır. Marshall McLuhan’nın “Medya, mesajın kendisidir” (Medium is Message) sözünü somut yaşadığımız dönemdeyiz ve bu durum derinleşerek devam ediyor. Kullanıcılar istedikleri bilgiyi çevrelerine birkaç saniye içerisinde ulaştırabiliyor. Bizim hedef kitlemiz olan müşterilerimiz gibi tüm çalışanlarımız da aynı şekilde kendi çevreleri ve etki alanları ile bilgi paylaşıyor. Diğer yandan da temsil ettikleri markaların gayrı resmi şekilde marka yüzü olarak çevrelerine her bir paylaşım ile (paylaşımları direkt iş ve görev tanımları ile ilgili olmasa da) mesaj veriyorlar. Bir algı oluşturuyorlar. İşte böyle bir dönemde hem tüketici tarafta bu kadar hassasiyet ve bilgiye erişim artmışken, hem de çalışlarımız birer medya kanalı haline gelmişken işveren markası olma yönündeki çalışmalar önemli bir değer kazanıyor. Çalışanına değer veren, çalışma koşullarını daha insani yönde devamlı iyileştirme çabasında olan markalar aynı zamanda tüketici gözünde daha değerli markalar olarak konumlanabiliyor. Binlerce seçenek arasından neden bizim markanızı seçsin sorusuna bir yönüyle cevap olabiliyor.

Sadece Kendi Çalışanınız Değil Tüm Ekosistem

Bu durum sadece ana marka çalışanları için geçerli değil. Günümüzde tedarikçileriniz ve onların da çalışanlarına daha insani ve etik çalışma koşulları sunuyor olması da en az diğeri kadar önemli. Çocuk işçi çalıştırılıyor mu? Çalışma saatleri ve koşulları nasıl? Çalışma ortamlarında sağlıksız bir durum söz konusu mu? Gibi konular tüketiciler için önemli konuların başında geliyor. Diğer yandan kullandığınız hammaddenin çıkarılma ve geri dönüşümü, çevreye olan zararı veya çıkaran madencilerin çalışma koşulları da yine sizin sorumluluk alanınıza yazılıyor.

Tüm ekosistem demişken ürünü üretip piyasaya sunmakla da işiniz bitmiş değil. Tüm tedarik ve dağıtım ağınızı da hem çevreye zarar vermeyecek şekilde kurgularken bu ekosistemde bulunan ve ürününüzü son kullanıcı ile buluşturacak kişiler de sizin markanızın reklam yüzü. Tüketici ile cephede karşılaştıkları için belki de en önemli yüzleri.

Ne Yapmalı?

Yönetim kurulu ve üst düzey yöneticilerin toplum önünde görünmesi, duruşu, siyasi görüşleri son yıllarda ne kadar önem kazandıysa mikro bazda tüm çalışanların sosyal medya ağlarında yaptığı paylaşımlar da çevrelerine sizin ürünleriniz ve hizmetleriniz ile ilgili algı oluşturmaktadır. Günümüzde en alt kademedeki çalışandan en üstü kademe yöneticisine kadar her çalışan aynı zamanda değişen ağırlıklar olmakla birlikte sözcüsüdür ve buna tüm ekosistem de yer alan paydaşlarınız da dahildir.

Günümüzde üst düzey yöneticilerin tüm bu şeffaf yaklaşım ihtiyacını göz önünde bulundurarak tüm organizasyonu yeniden yapılandırması ve marka yönetimi için tümden gelen bir yaklaşımla ekosistemin en dış halkasına kadar yansıyan bir yapılanmaya gitmesi gerekiyor. Yeni yapılanmadan kastımız tüm süreçlerin şeffaf olduğu, tüm paydaşların ortamlarının en iyi şekilde kurgulandığı bir düzen. Kuruluşu itibari ile bu ideal yapıda olan markalar olduğu gibi son dönem aldıkları danışmanlıklarla başarılı birer dönüşüm geçiren markaların son yıllardaki tablolarına bakıldığında sürdürülebilir ve istikrarlı büyümeler görülürken bu yönde adım atmamış ama görece hala başarılı görülen markaların sıklıklar iletişim kazalarına uğramaya ve her geçen gün geri gitmeye başladığını görüyoruz.

Kamil Mehmet ÖZKAN


Yeni Marka Yönetimi : Kara Kutu Değil, Camdan Küp Yaklaşımı Pazarlama

Talep yoğun ekonomi döneminde marka kavramına bile ihtiyaç duymayan imalatçılar ve zanaatkarlar, sanayi devrimi ve sonrasında gelen global ticaret devrimleri ile birlikte sonsuz seçenek içinde ön plana çıkmak için en önemli kavramlardan biri oldu.

Önceleri sadece yap bir logo, seç bir renk, ambalaj da göze hoş geliyorsa iyi marka oluyorsun devirlerinde marka kavramının pazardaki ihtiyacı tespit edip ürünü tasarlamaktan satış sonrasında sonsuz desteğe uzanan süreçte düşünülmesi gereken bir kavram olduğu noktaya geldik.En azında hakkıyla marka yönetmeye çalışan şirketler bu noktadalar.

Gelişim süreci durmadan, hız kesmeden devam ediyor. Peki müşterinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir ürün ürettiniz, bunu çok iyi şekilde tasarladınız ve yaygın satış ağınızla uygun bir fiyata müşterinin ayağına kadar götürdünüz. Reklamlarınız da çok havalı. Başarılı olmak için yeterli mi? Maalesef yeterli değil.

Ürünü üretirken çocuk işçi çalıştırdınız mı? Kullandığınız hammaddeyi çıkarmak için Asya’da veya Afrika’da insanlar insani olmayan koşullarda mı çalışıyor? Yoksa bu ürünü kullandıktan sonra doğaya bıraktığımızda zarar mı veriyor? Çalışanlarına iyi davranan bir marka mısınız? Çalışma ortamları nasıl? Kaç saat çalıştırıyorsunuz? Cinsel ve etnik ayrımcılık yapıyor musumuz? Çalışanlarınız kendini özgürce ifade edebiliyor mu? Etik davranıyor musunuz? Dünya gündemini yakından takip ediyor musunuz? Küresel sorunlara nasıl kafa yoruyorsunuz? Küresel ısınma gündemi ile aranız nasıl? Üretim tesisleriniz çevreyi kirletiyor mu? Tedarikçileriniz bu konulara nasıl kafa yoruyor?

Günümüz tüketicisi iletişim devrimi ile birlikte şirketiniz ile ilgili hemen herşeyden anında haberdar. Hareketlerinize göre markanız her gün onlarca portal ve platformda yargılanıyor. Hakkında kararlar veriliyor. Diğer taraftan yöneticileriniz ve çalışanlarınız da dijital iletişim platformlarındaki varlıkları ile aynı zamanda markanızın birer temsilcisi ve mikro ölçekte en önemli marka yüzü.

Eskiden markalar kara kutuydu. Biz bir ürüne karar veririz. Tüketici bunu beğenir ve alır. Kurum içinde yaşadıklarımız, tedarikçilerimiz, üretim koşullarımız kimseyi ilgilendirmez yaklamışını uzunca yıllar benimsediler. Ancak geldiğimiz noktada tüketici her gün evriliyor ve onun ihtiyaçlarına göre yeni rakipler ortaya çıkıyor. Artık markalar her köşesinden baktığında olabildiğince şeffaf ve içini gösteren birer küp olarak düşünülebilir. Peki nasıl başarılı olacağız? Yeni bakış açısına geçiş sürecini nasıl gerçekleştireceğiz? Bu konulara da bir sonraki yazıda değineceğim.

(Konu hakkında Trendwatching’in yayınladığı rapor’a göz atma için tıklayın.)

Kamil Mehmet ÖZKAN


Dijital Dönüşüm ile birlikte marka kavramı ve yönetimi de köklü değişikliklere uğruyor. Dijital Dönüşüm / Pazarlama

Marka kavramı bir dönem sadece kreatif reklam ajanslarının oluşturduğu logo, slogan, reklam filmi, ürün ambalajından ibaret olarak kabul edilirken günümüzde dijital iletişim, ticaret ve üretim sistemlerinin dönüşmesi ile birlikte pazarlama ile birlikte çok sofistike ve yönetilmesi zor hale gelmiştir.

Fiziksel olarak olmasa da dijital dünyada sınırlar kalktığı için bugün marka vaadinin sadece mevcut pazarlar ve hedef kitle için değil, global pazarda yer alan hedef kitleye göre konumlandırılması gerekmektedir. Sosyal medya araçları başta olmak üzere tüm dijital iletişim kanallarından markayı takip eden veya etkileşimde bulunan kullanıcılara ürün ve hizmetler ile ilgili ilginç hikayeler anlatmaya devam ederken diğer yandan dijital mecraların tamamında marka hakkında yapılan tüm konuşmaları dinlenmesi, gerektiğinde markanın konuşmalara dahil olması, ürün ve hizmetlerin bu konuşmalardan alınacak geri dönüşlerle geliştirilmesi gerekmektedir.

Marka Yöneticilerinin Dönüşümü

Eskiden marka yöneticilerinin görevi iletişim materyallerinde kullanılan imaj ve metinlerin görsel kimliğe uygunluğunu kontrol etmekken günümüzde pazarlama faaliyetlerinin bir uzantısı olarak marka yöneticilerinin görevi de ürünün tasarlanmasından satış sonrası müşteri geri dönüşlerine kadar dahil olmayı gerektirmekte. Hatta bir adım ileri gidersek müşteri olmayan kesimin ihtiyaçlarını da dinlenerek onlara yönelik ürün geliştirmek, hedef kitle arasına onları da dahil etmek gerekmektedir.

Marka yöneticilerinin kreatif ve iletişim yeteneklerinin yanısıra verileri anlamlandırma konusunda da deneyim kazanması gerekmektedir. Büyük veri çağı ile birlikte her deneyim noktasında ürün ve hizmetleri geliştirmeye yönelik veri toplama sistemlerinin kurulması ve gelen verilerin pazarlama, ürün geliştirme ve satışı arttırmasına yönelik anlamlandırılması noktasında bilgi ve deneyim sahibi olması gerekmektedir.

Yapay Zeka, 3B Yazıcılar ve Marka

Marka kavramı yapay zekalar ve evlerin içine giren 3 boyutlu üretim tesisi diyebileceğimiz yazıcılar ile dönüşmeye ve değişmeye devam etmektedir. Markanın bilinirliğini arttırmak ve satışlara yansımasını sağlamak için daha çok günlük hayatın içine akıllı asistan olarak giren yapay zekalara da markayı tanıtmak yakın dönemde en önemli noktalardan biri olacak. Dijital dönüşüm ile birlikte hedef kitleye yapay zekaları da eklemek gerekmekecektir.

Diğer yandan 3 boyutlu yazıcılar ile birlikte üretim dengeleri değişecek. Markaların bu noktada tüketicilerle gereksiz telif çatışmalarına girmek yerine ürünlerini daha da zenginleştirecek ve tüketiciler ile iletişimi devam ettirecek modeller üzerine çalışması gerekmektedir. Ürünün tasarımını gizli kasalarda saklamak yerine onu tükecilerle paylaşarak daha da geliştirebilirler.

Dijital Dönüşüm ve Markalar

Dijital dönüşüm ile birlikte sadece iletişim alanında değil, aynı zamanda üretim, satış ve tüketim tarafında da köklü değişiklikler olmaya devam etmektedir. Marka kavramı da tüm bu dönüşümle birlikte değişmeye devam etmektedir. Marka yönetimi ile ilgili kadroların tüm bu dijital dönüşümü anlayan, dönüşümün getirdiği fırsatları yakalayabilecek niteliklerde olması gerekmektedir.

(Bu yazıyı E-Ticaret Türkiye Dergisi için kaleme almıştım. E-Ticaret ile ilgili sektörel haberleri web sitesinden takip edebilirsiniz.)

Kamil Mehmet ÖZKAN


Müşteriyi ve Mega Trendleri Anlamak. (Bir Batış Öyküsü) Dijital Dönüşüm / Pazarlama

“Eğer mega trendleri takip etseydi Instagram’ı Kodak kurmuştu.”
“Eğer gerçekten insanları birbirine bağlasaydı Facebook ilk Nokia mühendislerinin aklına gelmişti.”
Geçtiğimiz hafta Digit Emea’da Igor Beuker’den dinlediğimden beri bu iki cümle aklımı kurcalıyor. Bahsettiğimiz 2 dev şirkette zamanında yaptıkları inovasyonlarla, geliştirdikleri ürünler ile milyarca insana dokunmuş, zamanın en büyük şirketleri olmuş. Milyarca dolar cirolar, onlarca ülkede ofisler kurmuşlar. Biri fotoğrafçılık alanında çığır açmış, diğer bir dönem neredeyse her 3 cep telefonu kullanıcısının 2’sinin cebine girmiş olan bir telefon üreticisi.
Peki ne oldu da bu iki dev ve her geçen gün artan sayısı ile bir zamanlar iş dünyasının devi olmuş markalar birer birer sahneden çekiliyor. Nokia’nın binlerce pazarlama profesyoneli ve mühendis ile yapamadığını Whatsapp nasıl 40 kişi ile yapmaya devam ediyor. Fotoğrafın olmasa ve son kullanıcı tarafında yaygınlaşmasında en büyük şirket olan Kodak neden yok olup gitti de diğer taraftan fotoğraf ve insan faktörünün farklı bir şekilde yorumlayan Instagram başarılı oldu.

Nokia'a akıllara kazınan mottosunu gerçekleştiremedi.

Nokia’a akıllara kazınan mottosunu gerçekleştiremedi. Mega trendleri takip edemedi.

Şimdi buraya kadar okuyanlar ne Kodak ile Instagram’ın, ne de Nokia ile Facebook’un aynı kulvarda rekabet eden firmalar olmadığını savunacaklarıdır. Ben de tam onu sorgulamak istiyorum. Tüketicinin ihtiyaçları, beklentileri her geçen gün değişmeye ve dönüşmeye devam ediyor. Bundan 10 yıl önce bir ürünü internete bağlı kılmak için ekstradan 100$ ödemeye hazır olan tüketicinin yerini günümüzde eğer bir ürün bağlı değilse hiçbir şekilde değerlendirmeyen bir tüketici ile muhatap tüm firmalar.

Kodak dijital devirmi çok geç de olsa yakalamaya çalışsa da çok geç kalmıştı.

Kodak dijital devirmi çok geç de olsa yakalamaya çalışsa da çok geç kalmıştı.

Değişen tüketici ihtiyaçları ve alışkanlıkları son dönemin en popüler konularından ancak kaç firma gerçekten müşterilerini dinliyor ve bundan daha da öte anlıyor. 15 yıl önce Nokia’da çalışan bir mühendis veya iş geliştirme uzmanı firmanın geleceğinin insanları sanal bir ağda bağlamak olduğunu, ürettikleri tüm telefonlarda bunu kolayca gerçekleştirebilecek bir yazılım geliştirilmesi gerektiğini sunsa muhtemelen bu sıradışı teklifi kabul edilmeyecek, zaten hızla büyüyen pazarla ve satış hacminin bu gibi akıldışı (!) projelere ihtiyaç duymadığı konusunda fikri sunan kişi ikna edilecekti. Facebook’un da ötesinde iPhone lansmanından sonra kan kaybetmeye başlayan firma battığını anlayıncaya kadar tuşları olmayan geniş ekranlı telefonlara yönelmeyi reddetti. Tüketiciyi dinlemek yerine yine kendi bildikleri dünyanın gerçekleri ile hareket etti. Diğer taraftan bir başka treni de hızla yaygınlaşan Android işletim sistemini kullanmak yerine uzunca bir süre kendi yazılımı ile devam etme kararı aldı. Hata olduğunu anladığında ise yine başka bir hata yaparak Microsoft’un ekosistem olarak çok zayıf kalmış işletim sistemi ile devam ettiler.
Nokia, “Connecting People” mottosunun gereği Facebook gibi bir platform kurmanın ötesinde temel işi olan cep telefonu üretimi konusunda da arka arkaya 4 ölümcül hata yaparak tüketiciyi dinlemememin maliyetini sahneden çekilerek ödedi. İşin ilginç yanı Microsoft ile imzaladığı anlaşma gereği telefon üretim sınırı kalktığı tarihte Android yazılımlı cihazlar geliştiren bir firma haline geldi. Diğer taraftan Samsung Apple ile başlayan yeni cihaz trendine kulak verip mevcut tasarımlarını ve platformunu terk edip Android ile devam etti. Geldiğimiz noktada yine dünya devi olmasına rağmen her lansmanda bazı jenerik özellikleri güncellemekten öte inovasyon sunamayan Apple’da muhtemelen 5-10 yıl içinde bu performansı ile bulunduğu noktanın çok gerisinde olan bir şirket olarak karşımıza çıkacaktır.

Apple gelecekte araba üretmeyi planlıyor. Büyük ihtimal elektrikli olacak aracı Siri'nin çok gelişmiş bir versiyonu kullanabilir.

Apple gelecekte araba üretmeyi planlıyor. Büyük ihtimal elektrikli olacak aracı Siri’nin çok gelişmiş bir versiyonu kullanabilir.

 

Önemli olan sadece sektöründeki gelişmeleri takip etmek değil. Dijital dönüşüm olarak adlandırılan Dördüncü Sanayi Devrimi’nin yaşandığı günlerdeyiz ve pek çok sektör, faaliyet alanları, pazarların birbirine girdiği bir dönemdeyiz. Şirketleri mega trendleri ve müşteri isteklerini daha dikkatli takip etmesi, yorumlaması ve buna yönelik aksiyon alması gerekiyor.
Sizce 10 yıl sonra Dünya’nın en büyük otomobil üreticisi kim olacak? GM, Toyota, Apple, Tesla, Google?

Kamil Mehmet ÖZKAN


Yeni Medya Çağında Kızgın Müşterinin Gazabı Pazarlama / Yeni Medya / Yönetim

Konu yeni medya araçları ile pazarlama olduğunda genelde ilk akla gelen kesim markalar ve platformlar oluyor. Hangi platformda ne kadar kullanıcı var, kampanyalar en uygun maliyetle ne kadar fazla kişiye ulaşır, viral video mu çeksek trending topic olacak bir hashtag mi bulsak diye liste uzar gider. Sosyal medya uzmanları hemen sazı eline alıp döktürmeye başlar. Her çeyrekte Facebook, Google ve Twitter’ın reklam kazançları, dijital reklamcılar birlikleri tarafından pazarın ne kadar büyüdüğü büyüyeceği vs. konular açıklanır. Hemen her popüler blogda haber olarak yer alır. Kullanıcılardan bahsedilirken ise devamlı olarak reklam gösterilmesi gereken bir meta gibi bahsedilir. Onlar sadece milyar adedin içinde bir’dir. Ancak çok az marka/platform kullanıcılara yeteri kadar değer vermektedir. Her şeyin dijitalleştiği ve yeni ismini aldığı bir çağda “Yeni Müşteri” diye de bir kavram olduğu çok az kesim tarafından ciddiye alınır.

Dijital dönüşüm çağında yeni medya araçları ile markalar, ürünlerini tanıtmada ve müşterilere mesajlarını ulaştırmada ne kadar avantaj elde ediyorsa, internetin adil ve tarafsız yapısı gereği kullanıcılar da aynı iletişim imkanlarına sahip oluyor. Yeni müşteri dediğimiz dijital çağın bilinçli tüketicileri, memnun oldukları durumlar kadar memnun olmadıkları durumları da tüm etki ve erişim alanlarına haber veriyorlar. Aslında onların verdiği haber mesajı alan kesimde tavsiye olarak algılanıyor. Global güven endeksinde arkadaş tavsiyelerine olan güven hala reklamların verdiği mesaja olan güvenin çok üstünde bir değere sahip. Bu durumda arkadaş tavsiyeleri, markalardan daha avantajlı konumda, bunun farkında olan marka sayısı ise çok çok az. Her ne kadar “tık” ve “layk” endeksli pazarlama stratejileri (tavsiye ekonomisi ) yavaş yavaş yerini daha anlamlı performansa dayalı modellere bıraksa da marka ve iletişim bölümlerinin, elinde sonsuz güç olan müşteriler ve olası kriz senaryoları için, devamlı tetikte olması gerekiyor.

Havacılık sektörünün yeni kurbanlarından biri British Airways oldu. Hasan Syed isimli bir yolcu yakını babasının valizini kaybettiği ve bir çözüm sunmadığı için Twitter’dan kişisel hesabı ile reklam planı yaptı ve “Don’t Fly @BritishAirways . Their customer service is horrendus.” metnini sponsorlu tweet olarak yayınladı. Hergün onbinlerce yolcuya hizmet veren bir şirket olan British Airways henüz bu tweete cevap vermedi. Muhtemelen ilk etapta bir müşterilerinin kendileri hakkında düzenlediği olumsuz kampayadan haberdar bile değildiler. JetBlue’nun başkan yardımcısı bu durumu tüketicilerde ilginç bir yeni trend olarak yorumladı. Twitter’ın firmalar mesajlarını tüketicilere daha kolay iletsin diye geliştirdiği sistemde tüketici firmayı diğer kullanıcılara şikayet etti. Yeni düzenin yeni müşterileri için memnuniyetsizlik sadece içerinde yaşadıkları veya kontuarda buldukları bir görevliye bağırmaktan ibaret değil. Yeni müşteri alışkanlıkları çok daha fazla okuyan, dünyayı daha iyi takip eden, uğradığı haksızlıklara veya memnuniyetsizliklere elindeki sonsuz seçenek ve silah ile geri saldıran bir yöne doğru kayıyor. Bu senaryo bugün popüler olan pek çok platformda gerçekleşebilmektedir.

Markaların en büyük dikkat etmesi gereken konu ise devamlı olarak dinlemede kalmak. Sahadan gelen bilgilerle memnuniyetsizlik noktalarına anında müdahalede bulunup olumsuz algıyı tam tersine çevirmek olmalı. Aksi takdirde ürününüzden şikayetçi olan bir müşteri Change.org’da hakkınızda bir imza kampanyası başlatabilir, Twitter ve Facebook’ta sponsorlu içerik ile geniş kitlelere ulaşabilir, marka ve ürünlerinizi kötüleyen mikro siteler kurabilir, Kickstarter’da size karşı yürüttüğü kampanyayı daha fazla geniş kitleye ulaştırmak için fon toplayabilir.

Ve bunu yaptığında sizin marka olarak yaptığınız “Lütfen bizi kullanın” kampanyası maalesef kızgın müşterinin yaptığı “Lütfen x markasını kullanmayın.” kampanyasından daha az etkili olacaktır. Yeni müşteri, yeni medya çağında artık daha güçlü. En az markalar kadar sınırsız kaynağa ve kanala sahip.
Yıllar önce yine başka bir havayolu şirketi United Airlines’ın kızgın bir sanatçı müşterisini yeterince ciddiye almadıktan sonra başına gelenleri anlatan video ile bitirelim.

Kamil Mehmet ÖZKAN


Dijital Çağ’da Girişimcilik 2 – Silikon Vadisi ve Ekosistem Çerçeve / Dijital Ekonomi / Girişimcilik / Pazarlama / Yönetim

Bir önceki yazıda Dijital Girişimcilik kavramına bakmıştık. Konu ile ilgili kavramları incelemeye devam ediyoruz.
Peki bu çağda girişimciliği bu kadar kolay ve herkesin yapabileceği bir konuma getiren nedir? Öncelikle bu sorunun yanıtı iletişim ve lojistik alanındaki gelişmeler ve maliyetlerdeki düşüşlerdir. Sanayi çağında bir girişimci fikrini hayata geçirmek için ulaşılabilir çevresindeki en büyük yöneticiden ve sermaye sahibinden yatırım alıp, ulaşılabilir çevresindeki üretim yöntemleri ile fikrini hayata geçirebilirken günümüzde artık sınırların olmadığı küçük bir köy olan dünyamızda fikrinizi, amazon ormanlarında yeni yeni internet kullanmaya başlayan yerliler dahil herkese anlatabilir, hayata geçirmek için 48 saat içinde Uzakdoğu’dan istediğiniz elektronik parçaları getirebilir, çok daha ötesi aldığınız bir 3d yazıcı ile önce tasarlayıp sonra evde veya ofiste üretebilirsiniz. Eğer girişiminiz fiziksel bir ürün değil de bir yazılım servisi ise üzülmeyin. Takıldığınız bir modülü, Hindistan’da veya Arjantin’de liseye giden yetenekli bir yazılım meraklısının siz gece uyurken tamamlayıp sabah kaldığınız yerden çalışmaya devam edebileceği ekosistemler emrinizde olacaktır.

(daha&helliip;)


Vazgeçilmez Müşteri Deneyimi Tasarlamak Marka Yönetimi / Pazarlama

Geçtiğimiz günlerde yaklaşık 2 yıl 3 aydır kullandığım telefonum durup dururken önce aniden yine dondu. İşlem yapamaz hale geldi. Batarya doluluk oranı %38’deyken de aninden kapandı. Bu son dönem başıma gelen ilk olay değildi. Türkiye’de telefon modeli değiştirme ortalaması 6 ay diye bir kaynakta okumuştum. Ben ise kullanım süresini biraz abarttım herhalde diye düşündüm. Bu tüketim çılgınlığında ve her 4 dakikada bir yeni bir teknolojinin tanıtıldığı günümüzde 27 aydır aynı telefonu kullanıyordum. İletişim temel ihtiyaç olduğu ve yolda kalmamak için yeni bir cihaz almalıydım. Ama hangi marka ve modeli tercih etmeliyim. Apple mı, Samsung mu yoksa LG mi? Xioami alsam acaba alışabilir miydim?

(daha&helliip;)


Kurum Kültürü – 5 Maymun Deneyi – Öğrenilmiş Çaresizlik Pazarlama / Yaşam / Yönetim

Başarılı projelerin arkasında hep başarılı ekipler gelir. Çok nadir örneklerin dışında bu durum hep böyledir. En küçük girişimden, onbinlerin çalıştığı büyük kurumlara kadar hep büyük küçük ekiplerin birlikte iş yapma becerisine göre başarılı işler ortaya çıkar veya çıkmaz. İşte bu ekiplerin arasında iş yapma ve iletişim kurma becerilerine kurum kültürü diyebiliriz.

Kurum kültürü, tüm kademedeki çalışanların birbirleri ile iletişimi, kurumdaki bilgi akışını, güç denge ve dağılımını kapsar. İyi ya da kötü her kurumda bulunan kültür, üst yönetimden en alt kademedeki iş görene kadar süreçlerin nasıl ilerlediği, aradaki iletişimin nasıl gerçekleştiği ve her kademedeki çalışanın kuruma bağlılığı ve ortak hedefler doğrultusunda hareket etme eğilimlerini kapsar. Ülkemizde çok örnekleri görülmese de özellikle Avrupa ve Amerikalı 100 yaşını aşmış kurumların hem onları besleyen, ortak hedef ve ideallere ulaşmaya sağlayan oturmuş kurum kültürleri vardır. Bu kültür zaman geçtikçe ve toplumların davranışlarının değişmesi ile evrilir. Bunu başaramayanlar ise maratonu yarıda bırakmış şirketler mezarlığına çoktan gömülmüşlerdir.

(daha&helliip;)



Page 1 of 1912345...10...Last »