Habere Ulaşmanın Yeni Yöntemi

Yeni Deneyim; Yeni Araçlar

Eskiden en büyük keyfimdi pazar sabahları 4-5 gazete alıp sağlam bir kahvaltıdan sonra tüm ekleri ile birlikte okumak. En son ne zaman basılı bir gazete aldığımı hatırlamıyorum…

Yeni teknolojiler ve cihazlar hayatımıza girdikçe haberi tüketme biçimimiz de değişti. İlk zamanlar yavaş internete rağmen büyük medya gruplarının içeriğini internet sitelerinden tüketmeye başladık. Daha sonra web 2.0 diye birşey hayatımıza girdi. Biz de içerik üretir olduk. Gün geldi kaynaklar o kadar çoğaldı ki takip etmek de zorlaştı. Ama bilgiye erişme isteği XML ve RSS teknolojileri ile birlikte yine galip geldi. RSS okuyucuları ile istediğimiz haberi, bloğu, içeriği takip eder olduk.

Sonra hayatımıza mobil cihazlar, mobil internet, tablet cihazlar ve 3G gibi kavramlar girince bilgiye eriştiğimiz cihazların yapıları biraz daha değişti. Heran heryerden bilgiye erişebilir hale geldik.(Ubiquitous dediler bunun için) Cihazların özellikleri arttıkça insanoğlunun estetiğe olan ihtiyacı daha görsel programların yazılmasına olanak sağladı. Artık kendi seçtiğimiz içeriğe şık atayüzlerden erişir olduk. Bana ilk zamanlar neden iPad aldığımı soranlara  Flipboard ve Zite programlarını gösteriyordum. Bazıları benimle aynı heyecanı yaşarken boş boş bakanlara da çokça rastladım.

Eskiden sadece haber kanalı olarak belli ajansların sunduğu içerik yeterli gelirken artık arkadaşlarımızın gittikleri yerler, beğendikleri şeyler, çektileri fotoğraf ve videolar da takip etmemiz gereken içerikler haline geldi.

Diğer yandan mobil cihazlar gittikçe akıllandı. Tabletler yaygınlaşmaya başladı. Bilgisayarlar önemini korumaya devam etti. Her an heryerde ağa bağlı olarak yaşamaya başladık. Özellikle iPad sonrası kullanıcı deneyimi konusunda tabletlerde büyük gelişmeler yaşandı. Daha iyi işlemciler, daha net ekranlar, GPS, gyro gibi özellikler yazılımcıların hayal güçleri ile birleşince beş yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz aplikasyonlara sahip olduk. Tüketim alışkanlıklarımız birkez daha değişti.

Geçenlerde Mashable kurucusu Pete Cashmore 2012 trenlerinin başında news aggregator’ları ilan ettikten bir kaç gün sonra Flipboard sürpriz şekilde iPhone uygulamasını piyasaya sürdü. Pek sürpriz olmasa da Zite da birgün sonra iPhone sürümünü paylaşırken, bu konuda uzun süredir çalışmakta olan Google Currents uygulamasını hem Android, hemde iOs için şimdilik sadece ABD’de kullanıma soktu. Currents kullanmayı planladığı reklam altyapısı ile büyük ses getirebilir. Ona ayrıca değinmekte fayda var. Pulse, Flud ve benzerleri ise deneyimi ve tasarımı biraz daha farklılaştırarak pazardan pay kapma peşindeler.

Haber kaynakları eskisi gibi içerik üretmeye devam ederken kullanıcıların tüketim biçimi değişiyor. Buna ayak diretenler maalesef çok fazla ayakta kalamayacaklar. Ülkemizde hala basılı gazete satışlarını düşürüyor diye mobil aplikasyon yayınlamayan medya grupları Zite, Flipboard, Pulse ve ülkemize geldiğinde Currents ile nasıl savaşacaklar.

İktisat diliyle açıklayacak olursak sonsuz içeriğe, sınırlı zamana sahip kullanıcılar minimum çaba ile maksimum içeriğe ulaşmak istiyorlar. Gelişmeler de bunu destekler nitelikte. Pazarın gidişatı da bu yönde. Önemli olan şimdiki durumuna bakıp bununla savaşmak değil, durumu fırsata çevirmenin yollarını aramak lazım. Ey kemikleşmiş Türk basını…

Kamil Mehmet ÖZKAN
@kamilozkan

0 Comments Short URL

Quixey: Uygulama Arama Motoru

Wired “web is dead” diye başlık attığında hepimiz şaşırmıştık. Bu çok önemli makale hayatımızdaki bir gerçeğe değiniyordu. Özellikle son 5 yılda, bizim herşeyde olduğu gibi interneti tüketim alışkanlıklarımızda oldukça değişmişti. Artık ihtiyacımız olan bilgi transferini tek bir browser üzerinden değil kişiye, sisteme ve siteye ve kullanılan cihaza göre optimize edilen uygulamalar üzerinden gerçekleştiriyorduk.
Bu işin mucidi tabi ki Steve Jobs değildi, ama bu sektörü ticari olarak karlı bir alan haline getiren o oldu. Daha sonra Google’ın Android OS’u için birçok uygulama mağazası açıldı. Sonuçta milyonlarca uygulama geliştirildi. En büyük güçlük de hangi uygulamanın işimize yaradığını bulmak oldu. Bazen çokm basit bir işlev için bile Google’ın önümüze koyduğu milyonlarca alakasız sonuç içinde oradan oraya sürüklendik. Neyse ki sistem her ihtiyaca bir karşılık üretmek üzerine kurulu olduğundan bu konuda da çözüm üretildi. Quixey uygulama arama motoru.

Quixey uygulamaları bulmak üzerine uzmanlaşmış bir arama motoru. O an ne yapmak istediğinizi yazıyorsunuz, Quixey size birçok platformda çalışan uygulamaları karşınıza çıkarıyor. Ücretli veya bedava uygulamalardan istediğinizi indirebiliyorsunuz. Yeni uygulamalar keşfetmek içinde çok güzel yöntem zira her uygulama ile ilgili detaylı açıklamalar mevcut. Birçoğunda screenshot’lar da konulmuş.

Quixey’in bir diğer marifeti ise IE ve Firefox eklentileri içerisinde de arama yapabiliyor olması. Binlerce eklenti içerisinde istediğiniz bir eklentiyi bulmak bir hayli kolaylaşıyor.

Şimdilik kapalı beta sistemi ile çalışan Quixey yakın zamanda public betaya da geçecektir. Davetiye isterseniz www.quixey.com ‘dan talep edebilirsiniz.

Kamil Mehmet ÖZKAN
@kamilozkan

, ,

0 Comments Short URL , ,

İnternet Sizi Nasıl Görüyor – Personas

 

İnternete kamilozkan'ı nasıl tanırsın diye sorum böyle cevap verdi.

 

 

Son dönemde önemi biraz olsun kavranan, online dünyadaki kimliğimiz üzerine çılgın fikirler merkezi MIT Media Lab’den ilginç proje, Personas. Kısaca internetin bizi nasıl gördüğünü görselleştiren bir yapıya sahip. Sadece adınızı girerek kullanabileceğiniz online servis, internette sizile ilgili arama sürecini başlatıyor. Hoş bir görsel şovla sizinle ilgili bulduğu tüm verileri kendi algoritması ile anlamlandırıyor. Tamalandığında ise size yatay bir barda sizin internet ortamındaki varlığınızın hangi alanlarla ilgili olduğunu gösteren bir grafik veriyor. İnternete sorsalar bu bu şahsı nasıl tanırsın diye herhalde vereceği cevap böyle bir şey olurdu herhalde. 

“Web 3,0 semantik olacak, bizi anlayacak ve bize tavsiyelerde bulunacak.” cümlelerini artık her sunumda duyar hale gelmişken Personas gibi projeler de bunu destekler nitelikte. Buradaki semantik tabi ki insana hiç bir zaman erişemeyecek olsada hesaplamanın verdiği hızla hayatımızı oldukça kolaylaştıracak gibi duruyor.

Projenin sahibi Aaron Zinman  ( http://web.media.mit.edu/~azinman adresinden siğer çalışmalarına da göz atabilirsiniz. İlginç şeyler var ) insanların online ortamdaki varlığına romansı bir bakış getirmeye çalıştığını söylüyor. Bu arada Personas sadece İngilizce dilinde analiz yapıyor. Kötü olan ise başka dilleri desteklemeyi en azından şimdilik düşünmüyorlar.

 

, , ,

0 Comments Short URL , , ,

Ruh ve Beden, İki Sergi

The Love Embrace of the Universe, the Earth (Mexico), Me, and Senor Xolotl

Mart ayının ortasını da çektiğimiz günlerde İstanbul sisli bir haftasonuna uyandı. Boğazdan gemiler Karadenize doğru akarken siz bu hafta sonu ne yapacağım diyorsanız birbirini tamamlayan iki güzel sergi önerim var.

İnsan denen canlının hem fiziksel hem de ruhsal alemine kısa bir dokunuş yaparak kendiniz keşfedebilirsiniz.

İlk olarak nereden başlayacağınız size kalmış ama ben biraz daha soyut taraf olan Frida Kahlo ve Diego Rivera sergisinden başlamıştım. Pera Müzesinde son günlerini geçiren sergi Frida ve Diego’nun daha önce ülkemizde hiç sergilenmemiş eserlerinden oluşuyor. Tablolardaki aşk ve hüzün sizi alıp götürürken, Frida’nın otoportlerde kendini yani bedenini nasıl gördüğüne bir göz atın. Diğer sergide size yardımcı olacak J

Bu arada Pera Müzesinde hala devam eden Çarlık Rusya’sının son dönemine ait yağlıboya tablo sergisini gezerken, tabloların canlılığı karşısında siz de benim gibi dehşete kapılabilirsiniz. Dönemin hüznünü tablolarda keşfedebilrisiniz.

Sonra İstiklal caddesinde biraz dinlenip bir kahve içebilirsiniz. Sanatın ruhumuza hafif dokunuşunu kanıksadıktan sonra Karaköy Antreponun yolunu tutun derim.

İlya Repin, Volga Kıyısında Burlaklar

Yoğun talep üzerine sürekli ertelenen bitiş tarihi (Bence en az bir yıl daha gösterimde kalmalı) ile Body Worlds sergisi. Önceleri sergilenen bedenlerin gerçek insanlara ait olduğunu duyunca benim gibi yoğun çelişkiler içinde bulabilirsiniz kendinizi. Ama içeride sergiyi gezerken bu düşünce sizi birkez bile rahatsız etmiyor.

 

Bale yapan bir vucudun zihinsel karmaşıklığını Pera’da bırakarak burada vucüdunun duruşunu, bizi bir yapan kabuğumuz bedenimizin hangi durumlara giridiğini görebiliriniz. Normal şartlarda hiç bir zaman göremeyeceğimiz iç organlarımızın neye benzediklerinde daha çok nasıl bir sistem içinde çalıştığını, dizilişlerindeki estetiği burada görebilirsiniz.

Bu arada sergiye girerken Foursquare’den check-in yapanlara arkadaşının bileti ücretsiz veriliyormuş. Check-in yapacaksanız e azından benim gibi sergiyi gezerken yapmayın, fırsatları kaçırmayın.

Sonra dönüp kendime baktım. Ben kimdim. Sahip olduğum ceset miydi Kamil M. ÖZKAN, yoksa birşeyler üreten bu cümleleri kuran Soyut bir varlık mı? Her ikisi, biri diğerinin tamamlayıcısı, her ikisine de iyi davranmak gerek.

Bu arada iki sergi içinde bu hafta son tarihler. Bir daha uzatılırlarmı bilmiyorum ama iki sergiyi bir daha görmek için yurtdışına gitmeniz gerekebilir. Hazır fırsatını bulmuşken, onlar ayanıza gelmişken kaçırmayın.

Kamil Mehmet ÖZKAN

@kamilozkan

, , , ,

0 Comments Short URL , , , ,

RIM, Mike Lazaridis, Eğitim Sistemimiz

Mike Lazaridis, ülkemizde genelde İstanbul doğumlu olduğu dışında pek de bilgi sahibi olunmayan, Blackberry cihazlarını daha çok tanıdığımız RIM firmasının kurucusu. Hakkında şöyle kısa bir araştırma yapınca hayatından çıkarılacak bir çok ders var. Ama benim değinmek istediğim nokta eğitim sisteminin bir öğrenci ve sektör üzerinde nasıl etkili olabildiğini göstermek ve ülkemizden neden dünya çapında bir proje çıkmamasının sebebini keşfetmek.

Öncelikle kendisi müthiş derecede kitap okuyan Lazaridis, 12 yaşındayken kütüphanedeki tüm bilim kitaplarını okuduğu için ödüle layık görülüyor. Kitap okuma konusunda neden bu kadar geri kaldığımıza bakmakm için eğitim sistemimizin temel amacına bakmak gerek. Ülkemizde okunan tek şeyin çoktan seçmeli sorularda verilen kısa makaleler olması iyi bir gösterge olsa gerek. Kitap okumanın muadili çok daha fazla test çözüp zamana karşı yarışmak. Bu arada o soruları da okumadan çözme yöntemleri geliştiriyoruz biz.

Mike 12 yaşında bilime bu kadar yaklaşınca gittiği lise ile öğrendiklerini pratiğe çevirmiş. Bunu da yerel işletmelerin okula bağışladıkları teknolojik cihazları karıştırarak, öğrendiği fizik ve matematik kurallarının bu cihazlarda pratiğini görüp aynı zamanda arkadaşlarına da eğitim verecek düzeye gelerek yapmış. Burada devreye cihazları kullanmak ve evine götürüp kurcalamak için izin veren öğretmen giriyor. Tek şart kullanma kılavuzunu baştan sona okumak. Öğrenciye güven aşılayan bir yol.

Ülkemizde liseye devam eden öğrencilerin tek amacı her sene yaptıkları doğru sayısını biraz daha arttırmak olunca, kitaplara konulan birkaç basit deney bile sırf vakit kaybı olduğu için öğretmen gözetiminde dahi yapılmazsa biz bu öğrencilerden nasıl yeni bir şeyler keşfetmelerini bekleyebiliriz diye soramadan edemiyorum.

Mike Lazaridis üniversiteye başladığında zaten birçok konuda bilgi sahibi, dünyayı takip eden ve gelişmelere ayak uydurmaya çalışan bir üniversite öğrencisi. GM ile yaptığı 500.000 $ lık anlaşma üniversite hayatının sona ermesi demek olsa da zaten öğreneceği herşeyi uygulamaya koymuş durumda.
Bizde ise üniversiteye girmeye hak kazansan bile yarış bitmiyor. Yazılan kitapları harfiyyen ezberleten hocaların yanında mezun olunduğunda yine bir sınav kapıya dayanmış oluyor. Bir şeyler üretmek ise hep başka bahara erteleniyor. Biz üniversite kazanan öğrencilerimizi bile hayata atılmaları için tekrar çoktan seçmeli sorular dünyasına gömerken ibretle baktığımız ülkelerde üniversite öğrencileri Microsoftlar, RIM’ler, Facebook’lar kurup okul hayatına veda etmek zorunda kalıyor.

Türkiye’de sınırları içinde doğmasına karşın Mike Lazardis’in herhangi bir Türk öğrenci ile eğitim hayatı açısından pek de ortak bir yönü olmamış. Bir tarafta özgür kılınana bir irade okuyup araştırmış, imkan bulmuş karıştırmış. Diğer tarafta tek ölçü belli süre cevaplanan test sorusu olmuş. Biri o güne kadar olmayan bir şeyleri keşfetmiş. Kafa yormuş. Başarıya ulaşmış. Üniversiteden sonra iş aramak yerine okumadan kendi işini kurmuş. Diğeri ise kendisine gösterilen yolda sabit maaşlı bir memurluk kazanabilmek için kendini tekrar kitaplara gömmüş.

Umarım bir gün bu tablo değişecek. Yeni gelen nesil bu düzeni değiştirecek. İşte o zaman biz de ülke olarak dünya çapındaki projelerimizle gurur duyuyor olacağız.

Kamil Mehmet ÖZKAN
@kamilozkan
0 Comments Short URL

Görsel Gerçeklik, Yeni & Geleneksel Medya

Teknolojik yenilikler konusunda Hollywood çoğu zaman Silikon Vadisinde önde gitmektedir. Önce hayal dünyalarının tüm genişliği ile yönetmenler filmleri çeker, sonra silikon vadisindeki beyinlere de bunu gerçek hayata kazandırmak düşer. Son yıllarda teknolojik gelişmeyle ilgili neredeyse tüm sunumlarda Geleceğe Dönüş ve Azınlık Raporu filmlerinden bahsedilir. Benim şahsi iddiam bundan 15 yıl sonra da, geçen yıl ülkemizde de oynamasına rağmen yeterince sansasyon yaratamayan Suretler filmi sunumlarda boy boy gösterilecek. Aslında kişilere hak vermek gerek. Kendilerinin yerine geçecek 3 boyutlu ve fiziksel robotlarla yaşanılan bir hayat herkese ürkütücü gelebilir. Ama bunu gerçekleştirmek için onlarca laboratuarda binlerce mühendis gece gündüz çalışmaya devam ediyor.

Bolter ve Grusin ise Introduction : Double Logic of Remediation isimli giriş yazılarında Wire filmini baz almışlar, remediation kavramını açıklamak için. Remediation ise bence verilen mesajın yeni bir form kazanması olarak kapalı bir cümle ile açıklanabilir.

Modern çağın teknolojileri ile yaygınlaşan görsel gerçekliğin, kişilere yaşanan o anı anımsatmak, o andaki duyguları yaşatmak olarak ele alınacaksa çok da yeni bir şey olmadığını belirtiyor Bolter&Grusin ikilisi. 1500’lerde çizilmiş bir resim de görsel duyguları kullanarak bize oradaki olayı anlatabiliyorsa günümüzdeki 3 boyutlu gözlükler kullanarak nispeten daha fazla yaşadığımız bu duygunun başlangıç tarihini çok daha gerilere atabiliyor.

Peki yeni medyanın bu yaşanan görsel gerçeklik olaylarındaki rolü nedir diye sorduğumuzda, sadece zamandan, mekandan ve maliyetten yapılan tasarruf, anındalık  gibi önemli faydaları bulunmakta. Sinema sektörü bize bir hikayeyi anlatmak, o anı tekrar zihnimizde yaşatmak için milyonlarca dolar harcarken, bugün sadece bir webcam ile neredeyse sıfır maliyete yayın yapılabiliyor. Temelde aynı amaca sahipken biri milyonlarca dolar harcıyor, diğeri ise maliyetsiz izleyicinin zihnine ulaşabiliyor hale geldi.

Olayın bir diğer boyutu da geleneksel medya ile yeni medyanın birbirine yakınlaşıyor olması. Bolter & Grusin burada CNN’ni örnek olarak vermiş. CNN cepheye gönderdiği ve geleneksel medyayı temsil eden savaş muhabirleri ile TV yayını yaparak geleneksel medyayı görevini başarılı bir biçimde yerine getirirken, aynı zamanda dijitalleştirdiği içeriği iPad veya Android uygulaması ile mobil cihaz kullanıcılarının sadece ağa bağlanması karşılığında onlara ulaştırması ise yeni medyaya olan entegrasyonunu temsil ediyor.  Birinde görsel gerçeklik TV sinyalleri ile (ABD’ de tüm Tvler dijital yayına geçmiş bulunmaktadır, ama biz Afrika kıtasında CNN izleyen seyircileri baz alalım) sağlanırken, diğerinde bazen web sitesindeki bir görsel yada yaygın genişbant sayesinde popülerleşen dijitalleştirilmiş görüntü, web sitesi veya uygulamalar ile seyirciye ulaşıyor.

Kamil Mehmet ÖZKAN
yenimedyaci.com
Görsel : http://www.wired.com/techbiz/startups/magazine/16-06/st_cyberwalk

, , , , , ,

0 Comments Short URL , , , , , ,

Havaalanında Bir Hafta [Kitap]

“Bir Marslı medeniyetimizi tanımak için tek bir yeri ziyaret etmek isteseydi onu bir havalalnına götürmek yeterdi. Teknolojiye duyduğumuz sadaketten dolayı doğayı tahrip etmemize, karşılıklı iletişimimizden seyahat etmeyi seyahat etmeyi romaktikleştirmemize kadar herşeyi bulabilirdi burada.”  Diyor Alain De Botton, havaalanında sınırsız yetkili olarak geçirdiği bir hafta sonunda kaleme aldığı kitabında. Kitabın adı doğal olarak “A Week at the Airport, A Heatrow Dairy”, Havaalanında Bir Hafta, adıyla da Türkçe baskısı kitapçılardan elde edilebilir.

Kimimizin bazen bir saat, bazen de olağandışı aksiliklerden ötürü 24 saatini geçirdiği havaalanında cereyan eden yaşamı bir filozofun, iyi bir gözlemci, yer küre hakkında bir çoğumuzdan daha fazla bilgisi olan bir yazarın gözünden okumak gerçekten heyecan verici. Seyahat etmenin en asi yolu olan uçmanın başlangıç ve bitiş noktası olan havaalanında yaşananları, çalışanların psikolojilerini, önünden durmadan geçtiğimiz free shopları farkı bir gözle incelememizi sağlıyor yazar, aynı zamanda kendi de yeni şeyler keşfediyor okuyucu ile birlikte.

Alain deBotton ülkemizde daha çok aşk üzerine yazdığı kitaplarla tanınsada benim hayatıma önce Tempo dergisindeki köşesiyle kısa bir giriş yaptıktan yıllar sonra Skylife’da tatil üzerine yazdığı enfes bir yazıyla tekrar girdi. Modern çağın genç filozofu kurduğu ağdalı ama anlaşılabilir, ufuk açıcı cümlelerle sizi sıkmadan, edebiyatın, kelime oyunlarının güzellini gösteriyor.

Özellikle havaalanlarını sık kullannanların okuması gereken, belgesel tadında bir şahaser Havaalanında bir Hafta. 107 sayfalık kitap ister 2-3 saatlik uçak yolculuğunda, isterseniz soğuk bir kış akşamında porselen demlikte demlediğiniz taze bir çay eşliğinde bir yudumda bitecek türden.  Bu satırları yazarken ofin camında Yeşilköy Havaalanını, inen ve kalkan uçakları farklı bir bakışla gözlemleye başladım. Yazarın yerinde olmak, elimde kağıt kalemle bir hafta bende havaalanını incelemek istedim doğrusu.

Kamil Mehmet ÖZKAN

yenimedyacı

 

 

 

, ,

0 Comments Short URL , ,

Siber Kültür & Tarih & İnternet

Osmanlı devleti neden 1699’dan sonra gerilemeye başlamıştır? Sanayi devrimini neden kaçırdı?
O yıllara baktığımızda ordunun yapısı tımarlı sipahilerden oluşuyordu. Tımarlı sipahiler ise kendilerine tahsis edilen topraklardan ticari ürünlerin veriglerini alarak Tımar sahipleri tarafından beslenen atlı askerlerden oluşuyordu.

Yaklaşık 50 bin tımar sahibi ortalam 4 tımarlı sipahiden 200 bin kişilik bir orduyu eğitip besliyordu. Yeni topraklar alındıkça da yeni tımarla açılıyor, hem ordu artıyor hem de toprakların denetimi sağlanmış oluyordu.

İlk tetiği Osmanlılar bulmasına karşın çok da üzerine gitmemişlerdi. Çünkü bir atış yapıldıktan sonra tekrar atış yapabilmek için uzunca bir süre hazırlık yapılması gerekiyordu. Bu da savaş anı için çok da pratik bir çözüm sunmuyordu. Zaten önden akın eden tımarlı sipahiler giydikleri çevik savaş kıyafetleri ve atları sayesinde çok hızlı bir şekilde ilerleyip düşmanı mağlup duruma düşürebiliyorlardı.

Avrupalılar ise bu durumdan oldukça rahatsızdı. Osmanlı Devleti ilerledikçe ilerliyordu. Viyana yakınlarına kadar gelmişti. Bir çözüm üretilmesi gerekiyordu. 30 yıllık bir ar-ge sonrası Lineer Ordu sistemini geliştirdiler. Bu sistemde silah doldurma işlemi adım adım belirlenmiş, yanyana zuunca dizilmiş askerlerden altı (daha sonra üçe düşecek) sıradan oluşan ordu atışını yaptıktan sonra belirlenen adımları gerçekleştirerek en arka sıraya geçer. Bu sırada ikinci sıradakiler atış etmektedir. Böylece atışda devamlılık sağlanmış olur ve düşman kılıçla mücadele seviyesine daha gelemeden dağıtılmış olur.

Avrupalıların bu sistemi kulllanmaya başlamasından sonra Osmanlı Devletinin ilerlemesi durmuştur. Savaşta başarısız olan tımarlı sipahilerden tımarlar alınmaya başlayınca onlar da geri dönemeyip dağa çıkmışlar, haraç kesmeye başlamışlar, Celali isyanını başlatmışlardır.

Daha sonra Yeniçerileri kullanmya çalışmışlarsa da onlar yapı olarak hazır olmadıklarından bir süre sonra ortalık karışmış, onlarda kaldırılmıştır. Böylece 1699’dan Birinci Dünya Savaşına kadar neredeyse hiç bir savaşta Türk ordusu düşmanla birebir karşı karşıya gelemeiştir. Gelse galip gelecektir fakat Lineer ordu sistemi ile bu çok da mümkün olamamıştır. Birinci Dünya savaşında ise gereken başarı elde edilmiştir.

Şimdi yüzyıllardır devam eden bu lineer savaş internet ortamının önem kazanması ile birlikte önemini yitirmeye başlamıştır. Internetin özgür yapısı gereği her bir IP diğeri ile aynıdır. İnterneti kullanan her birey yaş,dil,din,ırk, sosyal statü, şirketin büyüklüğü, her ne olursa olsun aynı haklara sahiptir. Gerekli parametleri sağlarsa bir şahıs, koca bir holdingin önünde Google’da karşınıza çıkar. İşte bazılarının çekemediği bu nokta onlar kabul etse de, etmese de böyle devam edecektir. İşte o zaman bugüna kadar kazanılmış hakları(!)  ile üstünlük elde edenler, er meydanı olan internette gerekli atılımı yapamadıkları için yenilmeye mahkum kalacaklarıdır.

Kamil Mehmet ÖZKAN
yenimedyacı
( Burada yer alan hikaye ve ana fikir Cemil Türün tarafından Siber Kültür
dersinde anlatılmış olup, bu yazı bir öğrencinin ders notları niteliğindedir. )

, ,

2 Comments Short URL , ,