Ah Bir Üniversite Okusam (Sonra Ne Olacaksam)

Yakın zamanda etrafımızda bir koşuşturmadır sürüp gidiyor. Bu sene öğrenci seçme sınavına giren öğrenciler gidecekleri üniversiteleri ve bölümleri seçiyorlar. Bugünlerde de sonuçlar açıklanacak. Onlar için lisans eğitimine katılma hakkı kazanmak elbette çok önemli ama karşıdan bakıldığında aileler öğrencilerden daha fazla heyecanlı ve istekli.

Ülkemiz eğitim ve sosyal hayatında öğrencinin tek hedefi vardır. Tek bir amaca güdülenmiştir. Öğrenci seçme sınavına girip iyi bir üniversite ve moda bir bölüm kazanmak. Sizin başka planlarınızın olması veya moda bölümlerin gerektirdiği yetkinliğe sahip olup olmamanız pek de önemli değildir. Toplum sizin için karar vermiştir. Bir kere yapacaksın.

Yok, ben okul okuyacağıma ticarete atılayım işimi kurayım veya okulda okusam dönüp geleceğim yer yine tekstil atölyesi, o yüzden şimdiden sektöre girip dört yıl sonra iyi bir yerde olayım diye kimse düşünmez. Çünkü bu ülkenin sadece uzay mühendislerine, elektronik ve haberleşme uzmanlarına ve matematik öğretmenlerine ihtiyacı vardır. Tıp da önemli ve kutsal bir bölümdür, ama aile zoruyla gönderilmiş ve kan görünce bayılan tıp öğrencisinin bu vatana hiçbir faydası olmaz.

Herkes üniversite okusun gözümüz yok ama sonra ne yapacaksınız. İçinizde girişimcilik ruhu yoksa neden işletme okursunuz veya devlet yıllardır kadro açmıyorsa neden soysal bilgiler öğretmenliği okunur hala anlamam. İçinizden bu yazıyı okurken benden nefret edenler bile olacak ama durup biraz düşünülse az da olsa haklı olduğum ortada değil mi?

İşin bir de diğer tarafı vardır. Sınava girilmiş ve üç saatlik hayat maratonu biraz iyi geçmişse durum daha vahimdir. Üniversite ve bölüm seçmek, hayatta verilecek en önemli kararlardan biri olsa gerek. Ama engin tecrübelere sahip uzman rehberlik hocalarımız öyle hoş tercih listeleri hazırlarlar ki bize ne olacağımız yerleştirme yapan bilgisayara bağlıdır.

Puanınız yeterse Boğaziçi Üniversitesinde işletme bölümünü okuyabilir veya virgül farkı ile Marmara Tıp bölümünü kazanıp doktor olabilirsiniz. Binde birlik bir farkla bunu da kaçırdıysanız Yıldız Teknik Üniversite’sinde elektronik mühendisliği okuyup hayatınızı elektronik devrelerle geçirebilirsiniz. Biraz şanslısınız yine İstanbul’da okuyorsunuz. Anadolu’nun sakin bir şehrine de düşebilirdiniz. Virgül farkıyla üç farklı hayat tarzı… İnsan aynı anda işletme, tıp veya mühendis olabilirse böyle olur. İşsiz üniversite yığınları sokakta işsiz geziyor, haberleri her akşam karşımıza gelmeye devam eder.

Bu sistem nasıl düzelir derseniz, el cevap düzelmez. Kökten değişmeli, ama öncelikle toplumun bakış açısı, anlayışı değişmeli. Herkes kendinin ne olmak istediğini önce keşfetmeli sonra o yolda ilerlemeli. Tabii mahalle baskısı olmayan koşullar altında.

Dipnot, Eskiden bu problemi çözen ülkeler olarak sadece Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’yı örnek gösterirdik. Ama artık bir zamanlar beğenmediğimiz Güney Kore’de bile artık öğrenciler küçük yaşlarda yeteneklerine göre yönlendirilerek eğitiliyorlar.

Umarım yazıya okuyanlar sizler için bu durum geçerli değildir.

Biraz düşünüp kendimize gelelim lütfen.

Kamil Mehmet ÖZKAN

(not: bu yazı 2009 tercih dönemi sırasında yazılmıştır. )

, , , , , , , , , , , , , , ,

0 Comments Short URL , , , , , , , , , , , , , , ,

İşsizlik Fonu Yol Oldu…

unigundem-kamilmehmetozkan-genclik-yolPaul Krugman, geçtiğimiz yıl üstün ekonomik başarılarından dolayı, daha doğrusu apaçık gelen krizi önceden tahmin ettiği için Nobel Ekonomi Ödülüne layık görüldü. Türkçemize kazandırılmış 4 adet kitabı var. İngilizce baskılarını okuyanlar ve biraz meraklı olup New York Times’daki köşesini takip edenler vardır içinizde.

Türkçe olarak da yayınlanan “Büyük Bunalım” adlı kitabında köşe yazılarından derlemeler bulunmakta. Okuduğumuzda ise en büyük uyarının 2001 krizinden sonra Bush yönetimi bir şeyler kazanamayıp sadece harcamaya yönelmiş ve ülkenin birikimi olan sağlık ve emeklilik fonlarını eritmişti. Hikâye uzun ama önemli olan eskiyen tabirle tüyü bitmemiş yetimin hakkı peşkeş çekilmişti.

Yeni izlediğim bir haber beni eskiden okuduğum makaleleri hatırlamaya sevketti. İşsizlik fonu olarak bilinen ve işten çıkarılanlara maaş bağlayarak, bir nevi geçimlerini garanti altına alan fonda uzunca süredir epeyce miktarda biriktirilen kumbaraya hükümet eli değdi. Biz buradan hiçbir siyasi söylemde ve görüşte bulunmuyoruz. Sadece kâhinlerin (kime ve neye göre) sözlerine göre durumu yorumluyoruz.

Hükümet bu biriken fonu borç olarak alıp yol yapacak. ( Bunu da faiz ödemeden İslami koşullara uygun borç alarak yapacak) Şimdiye kadar yapılan faaliyetlerini özelleştirmelerle finanse eden yönetim özellikle son seçim kampanyaları ile açılan bütçeyi böyle yamamayı planmakta herhalde. İşin güzel yanı ise borcun geri ödemesinin ne zaman yapılacağı ile ilgili bir kesinlik yok.

Ülkemize tabi ki yollar ve yatırımlar yapılsın. Gerekirse bunlarda bütün fonlar kullanılsın ama öncelikle vatandaş mağdur bırakılmasın bu bir. İşsizlik fonu kullanılacaksa istihdam yaratacak alanlarda kullanılsın bu iki. Bu fonun parasıyla hükümet yakınlarında gezinen akbabalar ceplerini doldurmasın bu üç. Bunlar bizim âcizane bir vatandaş olarak isteklerimiz.

Bunlar olmazsa halk sandıkta hesap sorar diyebilmeyi gerçekten çok isterdim…

 

Kamil Mehmet ÖZKAN
Kmlzkn
Editor.

, , ,

0 Comments Short URL , , ,

Kriz geldi, Ferrari Satın Alan Bilgeler Çoğaldı

Kriz kelimesi için her zaman bir deyiş vardır. Şöyle ki Çincede aynı zamanda fırsat anlamına gelmektedir.

İlk anlam olan kriz, kaos, kargaşa, yokluk, fabrikanın kapanması, maliyetleri azaltma politikası, işten çıkarmalar, ücretsiz izinler, kahvehaneleri dolduran işsiz ordusu, çalışan çocuklar…

Bu kelimeler toplumun önemli bir kısmını ilgilendiriyor. Resmi rakamlar bile tarihi rekorlar kırarken bir de gerçek işsizlik ve ekonomik durumlara bakarsak tamamen içimiz kararacak. Biz bunları boş verelim. Halkımız akıllıdır. Her şeye olduğu gibi krize de yıllar boyu çözümler üretmiş, daha doğrusu krizle yaşamayı öğrenmiştir. İnançsız Japonlar gibi hemen intihar etme girişiminde bulunmazlar. Bizim inançlarımız güçlüdür.

Biraz daha felsefik ve derin düşündüğümüzde krizin fırsat anlamına geldiğini bize öğretmiş Çinli bilginler. Tabi bu anlam herkes için değil. Her dönemde olduğu gibi yine seçilmişlerin sınıfı için geçerliydi. Son zamanların seçilmişleri ise, sanayi devrimiyle birlikte sermaye sahipleri olmuştur. Onlar için kriz elbette fırsat anlamına gelmektedir.

Kanıtımız ise krizle birlikte artan lüks otomobil satışları… Son dönemde ülkemize özgü olan ve devletimizin yegâne geçim kaynağı ÖTV’ye yapılan ince ayarla birlikte lüks otomotiv satışları patlamış durumda. İlk yedi aylık satış rakamları geçen yılın toplam satışını şimdiden geçmiş. O yüzden şuan plazalardan para babaları alacakları otomobilin iç döşemesini ve rengini belirlemekle meşguller. Tabi sıraya girip yeni arabalarına kavuşacakları günleri bekliyorlar.

Parayı mı nereden buluyorlar, cevap çok basit. Efendim kriz var. O yüzden işçi çıkarıyoruz. Veya muhasebe müdürlerini çağırıp “ Ben yeni bir Ferrari kalifornya alacağım. ( Çoğu adını doğru dürüst telaffuz bile edemez) hesapla bakalım, ne kadar adam atarsak bunun parası çıkar. Zaten kriz de var kalanlar 3 kişilik işi ss kuralına göre yapacaklar. Yoksa onları da işten atarım haaa…”

Sözümüz herkese değil. Sadece kendini düşünen bu bencillere. Mantık ilminde insan “Hayvan-ı Nâtık” olarak tarif edilir. “Nâtık” mantıklı düşünebilen ve konuşabilen olarak açıklanabilir. Ben bu tür insanların tarifinden bu kelimeyi kaldırmanın doğru olduğunu savunuyorum. Bu arada kimsenin yaşamına ve zevklerine de takmış durumda değiliz. Hak edenler istedikleri arabaya diledikleri gibi binecekler elbette. Burada ki haykırışımızın muhatapları herkes tarafından da yakından tanınmakta.

“Zamanla erdemler de değişiyor. Artık Ferrari satmak değil, almak erdem göstergesi.”

Kamil Mehmet ÖZKAN
KMLZKN
Editor.

, , , , , , , , , ,

1 Comments Short URL , , , , , , , , , ,

60 Gün… Mutluluğun Formülü

kamilmehmetozkan-dusunce-unigundem-universiteligenclikİnsan hayatı boyunca birçok dönüm noktası yaşar. Şüphesiz en kritik olanlarından biri de eğitim hayatı sona erip, normal koşullar altından, gerçek hayat koşullarına geçtiğimiz üniversite mezuniyeti olsa gerek. Evet, birçok şey mezuniyetle birlikte insanın elinden uçup gitmekte, oysaki biz yıllardır bu günler için çalıştık. Daha iyi bir lise daha iyi bir üniversite için…

Ve o da bitti. Hayatın sonu değil başlangıcına hoş geldik. Ne yapacağız şimdi kaygısı bana çok saçma geliyor. Şimdiye kadar ne ektiysen tabii ki onu biçeceksin. O yüzden ben ortalama koşullarda önümde bulunan 47 yılı nasıl bir insan olarak geçireceğime karar vermek üzere 60 günlük bir düşünce kampına girdim.

Aslında nasıl bir hayat yaşayacağıma karar da verdim. Mutluluk kavramına kendimce yorumlar katıp nasıl mutlu olabileceğimi hesapladım. Tabi ki sizinle paylaşmayacağım. Çünkü herkes için farklı bir formülü bu şeyin. Ve şimdi buradayım. Yazılarıma kaldığım yerden devam ediyorum. Artık yazmalıyım.

Bu arada mutluluğu Batılılar gibi Dalai Lama’da falan bulmadım. Aslında her gün yaşadığımız hayatı biraz daha dikkatle incelesek ve perspektifimizi 1-2 yıldan sonsuza doğru çeksek ve gerçekten ne yaptığımıza baksak her şey ortada.

Ben bu düşünceler içinde iken İş Bankasının yeni uçuş kartının reklamı tam benim düşüncelerimi okuyacak şekilde yayınlanmaya başladı. Aslında biraz daha yukarıdan baktığımızda hayatta ne kadar iz bırakıyoruz. En önemlisi gerçekten kendimiz için ne yapıyoruz.

(Unigündem, kısa sürede elde ettiği entelektüel yapısı ile hani kahvenizi alıp şöyle biraz okuyayım dediğiniz anlarda size mükemmel içerik sunacak yapıya geldi. Hala takip etmeyenleriniz varsa www.unigundem.com adresinde…)

KMLZKN

Kamil Mehmet ÖZKAN

, , , , , , ,

0 Comments Short URL , , , , , , ,

Bir Şeyler Üretmek ya da Çalmak !

software-pirate-korsan-yazilimEfendim artık çağ bilgisayar, dijitalleşme çağı olunca alınan satılan ürünler de evrim geçirmekte. Artık kredi kartı ve internet sayesinde Hindistan’da Bangkok’un arka mahallelerinde bir gencin yazdığı bir yazılımı satın alıp kullana biliyoruz. Yine alanında dev hatta tekel olmuş Microsoft ve benzeri yazlım şirketlerinden internet üzerinden yazılımı satın alabiliyoruz.

Dahası insanlar oturdukları yerden dünyanın herhangi bir yerinde vizyona girmemiş bile olsa bir filmi montajı tam olarak tamamlanmadan dahi seyredebiliyor, stüdyo kayıtlarının internete sızdırılması ile sevdiğimiz şarkıcıların en son parçalarını hiçbir ücret ödemeden dinleyebiliyorlar.

Peki, bu yapılanlar ne kadar etik. Bir tarafta gece gündüz çalışıp bir şeyler üreten mühendisler, sanatçılar, oyuncular var. Diğer tarafta zaten internette ücretsiz bulunabilen bir şeye para ödemeyi af edersiniz ama enayilik olarak kabul edenler var. Ve tüm bu yasadışı pastayı oluşturup bu pastadan pay alan yasadışı şebeke ve örgütler var.

Ülkemizde de para verip yazılım almak pek alışılagelmiş bir şey değilmiş. Değilmiş diyorum çünkü biliyordum ama bu kadar üst seviye de olduğunu aşağıda ki olayı yaşadığımda öğrendim. Bu yazıyı okuyan sizlerden bile bana enayi diyeceklerin oranı çok da az değildir.

korsan-yazilimEfendim ben teknoloji ve yazılımdaki gelişmeleri imkanlar nispetinde yakından takip etmeye çalışan biri olarak Microsoft’un Vista ürününü daha beta aşamalarında iken kullanmaya başladım ve son sürüm çıktığında olması gerektiği gibi soluğu ülkemizde popüler teknoloji mağazalarından olan Teknosa’nın merkezi bir yerdeki şubesine gittiğimde çok büyük bir suç işlediğimin henüz farkında değildim. Görevliye Windows Vista ürününü almak istediğimi söylediğimde önce algılayamadı ve ağzından sadece şu kelimeler ilk etapta dökülüverdi. “Efendim ama O İngilizce.” Bende Türk eğitim sisteminin iftihar ettiği Anadolu liselerinde yıllarca İngilizce eğitim görmüş bir vatandaş olarak zaten ürünün İngilizce versiyonunu aradığımı söyledim. Kendimi uzaylı gibi hissetmemi sağlayan bakışlar altında bana verilen ürün kutusunu aldım ve kasadan ödememi yapıp çıkarken duyduğum “ Hiç Vista satacağım aklıma gelmezdi.” Cümlesi aslında birçok şeyi özetlemekde.

Bu konu ile ilgili birçok çözümleme yapılabilir. Belki ben haksız da olabilirim. Ama yazımın başında belirttiğim Bangkok’lu gencin günlerini beklide aylarını harcadığı, tekel dediğimiz firmaların binlerce mühendise iş imkanı sağlayarak yıllarca geliştirdikleri ve sanatçıların yapımcıların yapıtlarını sahip olduğumuz sadece bir kablo ile yerimizden kalkmadan bedavaya kullanabilirsiniz.

Ama bu mühendisler, şirketler, sanatçılar, yapımcılar hiç para kazanmazsa ileride korsan bile olsa download edecek bir şeyler bulamayacağınızın ve aynı zamanda uluslar arası suç örgütlerine yaptığınız her download da kaynak akıttığınızda aklınızdan çıkarmayın. Bu arada bilgisayarınızda korsan yazılımlardan bulaşmış casus yazılımları yine cracklenmiş yazılımla bile olsa temizlemeyi unutmayın ki kredi kartınız ve banka hesaplarınız da boşalmasın.

O gün Teknosa’da bulunan satış danışmanının yaptığı yanlıştı ama bunun için onu suçlayamazdım.

Bu yazıyı da neden şimdi yazıyorum hiçbir fikrim yok.

Kamil Mehmet ÖZKAN

, , , , , , ,

0 Comments Short URL , , , , , , ,