Yine, yeni, yeniden…

Çok uzun zaman oldu kendi sitemde yazı yazmayalı. Bir çeşit çelişkiler yumağında, hengameyle geçen aylardan sonra kendi sitemde yazmanın tatlı huzuru var içimde şuan. Bazılarınız dalga geçebilir, bazılarınız hoş görebilir ama ama son zamanlardaki hızlı yaşam bir çok senelerimi aldı gitti benden.

Şimdi tekrar gençleşmek için, tekrar eski ben olabilmek için döndüm kendi yuvama !

,

0 Comments Short URL ,

Gece Mesaisi


Gece gündüz demeden çalışmak lazım !

, , , , ,

0 Comments Short URL , , , , ,

Siz hic “hic” oldunuz mu?

Bugüne kadar çevrenizde hep bir takım alâmeti-fârikalarla tanındınız. Çevreniz size bir takım özellikler kazandırırken diğer yandan bu özellikleriniz de size çevrenizi oluşturmada farkında olmasanız bile yardımcı oldu. İsteyerek veya istemeyerek bugünkü sosyal yaşamınızı kurdunuz. Mutlu veya mutsuz bir şekilde yaşıyorsunuz. ( Anti parantez Ipsos araştırma şirketinin global çapta yaptığı bir araştırmada dünyanın en mutsuz ikinci milleti Türkler. İlk sırada ise son zamanlarda her şeyde birinciliğe oynayan Çin var. )

Peki, bir gün bambaşka bir hayat kuruduğunuzu bir düşünün. Siz ve sizin gibi birçok insan aynı yerde bulunuyor ve hiç kimsenin birbirinden farkı, üstünlüğü veya eksikliği yok. Sizin sahip olduğunuz tüm ayrıcalığa diğerleri de sahip. Herkes her şeyi en az sizin kadar yapabilir. Şansınız varsa birkaç ayrıcalık elde edebilecek bir pozisyona gelebileceksiniz ama temel aynı.

Siz artık bir hiçsiniz. Yoksunuz. Daha önceki ayrıcalıklarınız yok. İtibar yok. Mevki yok. Makam yok.

Çok karmaşık oldu. Veya ben saçmalıyorum.

Yok hayır ben bir sebeple böyle bir hayat yaşadım ve ilk defa kendimi hiç hissettim.

Önceleri ürktüm. Ama sonra insanları tanımaya başladım. Daha öncekinden farklı olarak gerçek yüzlerini görmeye çalıştım. Aynı şeyi onlarda benim için yapıyordu. Yolda görsen selam vermeye tenezzül etmediğin insanların yani hepimizin sadece insan olduğumuzu ve aynı haklar ile doğmuş olduğumuzu anladım.

Sadece doğup büyüdüğümüz ve gelişirken geliştirdiğimiz yetenekler farklı idi. Belki kimimiz zengin kimimiz fakirdi. Ama burada onun hiç önemi yoktu. Burada önemli olan sadece insan olmaktı.

Bundan sonra insanlarla konuşurken önyargılarımdan soyulmayı, aslında hepimizin aynı güzellikleri hak ettiğimizi ama sadece bazılarımızın elde edebildiği görece üstünlüklerden dolayı kimseye yukarıdan veya önyargılı bakmamamız gerektiğini anladım.

Aslında her kişi bir hazine değeri taşır. Herkesin hikayesi, film çekilecek bir senaryosu var.

Sadece bunu görmeye çalışmak gerek.

Siz de deneyin.

Bir hiç olun.

Aslında ne kadar aciz olduğunuzu anlayacaksınız.

Kamil Mehmet ÖZKAN

, , ,

0 Comments Short URL , , ,

Sehirden Kacıs…

İçindeyken pek farkına varamıyoruz ama bu şehr-i İstanbul tüm güzellikleri ile birlikte insanı için için yiyen bir canavara dönüşüyor zamanla… Şehrin tüm kılcal damarlarına kadar işlemiş olan görüntü, gürültü ve hava kirliliği yetmezmiş gibi toplumun hangi kesiminden olursanız olun, mesleğiniz her ne olursa olsun on beş milyonluk şehirde yaşam kavgası bir hayli yoruyor insanı…

Kaçmak değil de ara sıra biraz uzaklaşmak gerek…

En son ne zaman gökyüzüne baktınız İstanbul’da bilmiyorum ama ben bu şehirde yıldızları seyrettiğimi hiç hatırlamıyorum. Herkesin yıldız olmaya çalıştığı bu koca şehre küsen gerçek yıldızlar almışlar başlarını gitmişler. Çocukluğumuzda her gece bakıp bakıp sayısı hakkında çeşitli teoriler yürüttüğümüz yıldızlar, o uçsuz bucaksız gök kafese yaptığımız hayali yolculuklar ve onların ötesinde keşfettiğimiz dünyalar.

Evet hatırlamıyorum en son ne zaman gökyüzüne baktığımı… Yoksa hayal gücüm mü köreldi… yoksa ben de mi, evet bende mi artık hayal kuramıyorum.

Eğer bir fırsatını bulursanız kaçın bu şehirden kısa süreliğine de olsa. Trafiğin, insan selinin, gürültünün ve ışığın olmadığı bir yerlere kaçın ve bulutsuz bir gece de gökyüzünden yıldızları sayın… O zaman görürsünüz çocukluğunuzdan beri neleri yitirmişsiniz hayal dünyanızdan…

Durun ve sakin bir şekilde düşünün. Şimdi ki tüm hayatınızdan ve günlük meşgalelerinizden soyularak, ben ne yapıyorum. Ne için yaşıyorum. Ne olmak istiyordum ve şuan nereye geldim. Muhasebesini yapın hayatın. Mutlaka bulacaksınız hesapların tutmadığı bir nokta. Mutlaka sürüklemiştir hayat sizi istemediğiniz noktalara. Önemli olan telafi edebilinir bir seviyede mi… yoksa işin içinden çıkılmaz bir hal mi almış. Katmadı mı bu hayat bizi de sürüklediği sele… Katletmedi sanki hiç çocukluk hayallerimizi.

Doğru cevabı siz bulacaksınız…

Biraz yardımcı isterseniz akan dere sesleri, kuş cıvıltıları, cılız böcek sesleri, sabahları yakınlarınızda öten bir horoz bu sürece olumlu katkıda bulunur. Bunu göz ardı etmemek gerek. Tabi tatil anlayışınız hala güneye inip ucuz Avrupalı turistlerle birlikte kargaşa içinde güneşlenip denize girmeye çalışma işkencesiyse size diyecek sözümüz yok. Hayatta başarılar.

İşinize gelmedi mi? Siz bilirsiniz. Zaten başkalarının sizin için çizdiği hayatı yaşamaktan memnunsunuz demektir ki saygı duyarız. Herkesin birbirine kazık attığı ve alınan suni makam ve mevkilerle kendini tatmin ettiği yalanlar üzerine kurulmuş dünyada yalancıktan mutluluklar yaşar kendinizi tatmin edersiniz ama huzurlu olabilir misiniz?

Ama şunu unutmayın yeter! Hayat başkalarının hayatını yaşayamayacak kadar kısa.

Gerisi mi?

Boş.

Kamil Mehmet ÖZKAN

, , ,

1 Comments Short URL , , ,

Ah Bir Üniversite Okusam (Sonra Ne Olacaksam)

Yakın zamanda etrafımızda bir koşuşturmadır sürüp gidiyor. Bu sene öğrenci seçme sınavına giren öğrenciler gidecekleri üniversiteleri ve bölümleri seçiyorlar. Bugünlerde de sonuçlar açıklanacak. Onlar için lisans eğitimine katılma hakkı kazanmak elbette çok önemli ama karşıdan bakıldığında aileler öğrencilerden daha fazla heyecanlı ve istekli.

Ülkemiz eğitim ve sosyal hayatında öğrencinin tek hedefi vardır. Tek bir amaca güdülenmiştir. Öğrenci seçme sınavına girip iyi bir üniversite ve moda bir bölüm kazanmak. Sizin başka planlarınızın olması veya moda bölümlerin gerektirdiği yetkinliğe sahip olup olmamanız pek de önemli değildir. Toplum sizin için karar vermiştir. Bir kere yapacaksın.

Yok, ben okul okuyacağıma ticarete atılayım işimi kurayım veya okulda okusam dönüp geleceğim yer yine tekstil atölyesi, o yüzden şimdiden sektöre girip dört yıl sonra iyi bir yerde olayım diye kimse düşünmez. Çünkü bu ülkenin sadece uzay mühendislerine, elektronik ve haberleşme uzmanlarına ve matematik öğretmenlerine ihtiyacı vardır. Tıp da önemli ve kutsal bir bölümdür, ama aile zoruyla gönderilmiş ve kan görünce bayılan tıp öğrencisinin bu vatana hiçbir faydası olmaz.

Herkes üniversite okusun gözümüz yok ama sonra ne yapacaksınız. İçinizde girişimcilik ruhu yoksa neden işletme okursunuz veya devlet yıllardır kadro açmıyorsa neden soysal bilgiler öğretmenliği okunur hala anlamam. İçinizden bu yazıyı okurken benden nefret edenler bile olacak ama durup biraz düşünülse az da olsa haklı olduğum ortada değil mi?

İşin bir de diğer tarafı vardır. Sınava girilmiş ve üç saatlik hayat maratonu biraz iyi geçmişse durum daha vahimdir. Üniversite ve bölüm seçmek, hayatta verilecek en önemli kararlardan biri olsa gerek. Ama engin tecrübelere sahip uzman rehberlik hocalarımız öyle hoş tercih listeleri hazırlarlar ki bize ne olacağımız yerleştirme yapan bilgisayara bağlıdır.

Puanınız yeterse Boğaziçi Üniversitesinde işletme bölümünü okuyabilir veya virgül farkı ile Marmara Tıp bölümünü kazanıp doktor olabilirsiniz. Binde birlik bir farkla bunu da kaçırdıysanız Yıldız Teknik Üniversite’sinde elektronik mühendisliği okuyup hayatınızı elektronik devrelerle geçirebilirsiniz. Biraz şanslısınız yine İstanbul’da okuyorsunuz. Anadolu’nun sakin bir şehrine de düşebilirdiniz. Virgül farkıyla üç farklı hayat tarzı… İnsan aynı anda işletme, tıp veya mühendis olabilirse böyle olur. İşsiz üniversite yığınları sokakta işsiz geziyor, haberleri her akşam karşımıza gelmeye devam eder.

Bu sistem nasıl düzelir derseniz, el cevap düzelmez. Kökten değişmeli, ama öncelikle toplumun bakış açısı, anlayışı değişmeli. Herkes kendinin ne olmak istediğini önce keşfetmeli sonra o yolda ilerlemeli. Tabii mahalle baskısı olmayan koşullar altında.

Dipnot, Eskiden bu problemi çözen ülkeler olarak sadece Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika’yı örnek gösterirdik. Ama artık bir zamanlar beğenmediğimiz Güney Kore’de bile artık öğrenciler küçük yaşlarda yeteneklerine göre yönlendirilerek eğitiliyorlar.

Umarım yazıya okuyanlar sizler için bu durum geçerli değildir.

Biraz düşünüp kendimize gelelim lütfen.

Kamil Mehmet ÖZKAN

(not: bu yazı 2009 tercih dönemi sırasında yazılmıştır. )

, , , , , , , , , , , , , , ,

0 Comments Short URL , , , , , , , , , , , , , , ,

İşsizlik Fonu Yol Oldu…

unigundem-kamilmehmetozkan-genclik-yolPaul Krugman, geçtiğimiz yıl üstün ekonomik başarılarından dolayı, daha doğrusu apaçık gelen krizi önceden tahmin ettiği için Nobel Ekonomi Ödülüne layık görüldü. Türkçemize kazandırılmış 4 adet kitabı var. İngilizce baskılarını okuyanlar ve biraz meraklı olup New York Times’daki köşesini takip edenler vardır içinizde.

Türkçe olarak da yayınlanan “Büyük Bunalım” adlı kitabında köşe yazılarından derlemeler bulunmakta. Okuduğumuzda ise en büyük uyarının 2001 krizinden sonra Bush yönetimi bir şeyler kazanamayıp sadece harcamaya yönelmiş ve ülkenin birikimi olan sağlık ve emeklilik fonlarını eritmişti. Hikâye uzun ama önemli olan eskiyen tabirle tüyü bitmemiş yetimin hakkı peşkeş çekilmişti.

Yeni izlediğim bir haber beni eskiden okuduğum makaleleri hatırlamaya sevketti. İşsizlik fonu olarak bilinen ve işten çıkarılanlara maaş bağlayarak, bir nevi geçimlerini garanti altına alan fonda uzunca süredir epeyce miktarda biriktirilen kumbaraya hükümet eli değdi. Biz buradan hiçbir siyasi söylemde ve görüşte bulunmuyoruz. Sadece kâhinlerin (kime ve neye göre) sözlerine göre durumu yorumluyoruz.

Hükümet bu biriken fonu borç olarak alıp yol yapacak. ( Bunu da faiz ödemeden İslami koşullara uygun borç alarak yapacak) Şimdiye kadar yapılan faaliyetlerini özelleştirmelerle finanse eden yönetim özellikle son seçim kampanyaları ile açılan bütçeyi böyle yamamayı planmakta herhalde. İşin güzel yanı ise borcun geri ödemesinin ne zaman yapılacağı ile ilgili bir kesinlik yok.

Ülkemize tabi ki yollar ve yatırımlar yapılsın. Gerekirse bunlarda bütün fonlar kullanılsın ama öncelikle vatandaş mağdur bırakılmasın bu bir. İşsizlik fonu kullanılacaksa istihdam yaratacak alanlarda kullanılsın bu iki. Bu fonun parasıyla hükümet yakınlarında gezinen akbabalar ceplerini doldurmasın bu üç. Bunlar bizim âcizane bir vatandaş olarak isteklerimiz.

Bunlar olmazsa halk sandıkta hesap sorar diyebilmeyi gerçekten çok isterdim…

 

Kamil Mehmet ÖZKAN
Kmlzkn
Editor.

, , ,

0 Comments Short URL , , ,

Kriz geldi, Ferrari Satın Alan Bilgeler Çoğaldı

Kriz kelimesi için her zaman bir deyiş vardır. Şöyle ki Çincede aynı zamanda fırsat anlamına gelmektedir.

İlk anlam olan kriz, kaos, kargaşa, yokluk, fabrikanın kapanması, maliyetleri azaltma politikası, işten çıkarmalar, ücretsiz izinler, kahvehaneleri dolduran işsiz ordusu, çalışan çocuklar…

Bu kelimeler toplumun önemli bir kısmını ilgilendiriyor. Resmi rakamlar bile tarihi rekorlar kırarken bir de gerçek işsizlik ve ekonomik durumlara bakarsak tamamen içimiz kararacak. Biz bunları boş verelim. Halkımız akıllıdır. Her şeye olduğu gibi krize de yıllar boyu çözümler üretmiş, daha doğrusu krizle yaşamayı öğrenmiştir. İnançsız Japonlar gibi hemen intihar etme girişiminde bulunmazlar. Bizim inançlarımız güçlüdür.

Biraz daha felsefik ve derin düşündüğümüzde krizin fırsat anlamına geldiğini bize öğretmiş Çinli bilginler. Tabi bu anlam herkes için değil. Her dönemde olduğu gibi yine seçilmişlerin sınıfı için geçerliydi. Son zamanların seçilmişleri ise, sanayi devrimiyle birlikte sermaye sahipleri olmuştur. Onlar için kriz elbette fırsat anlamına gelmektedir.

Kanıtımız ise krizle birlikte artan lüks otomobil satışları… Son dönemde ülkemize özgü olan ve devletimizin yegâne geçim kaynağı ÖTV’ye yapılan ince ayarla birlikte lüks otomotiv satışları patlamış durumda. İlk yedi aylık satış rakamları geçen yılın toplam satışını şimdiden geçmiş. O yüzden şuan plazalardan para babaları alacakları otomobilin iç döşemesini ve rengini belirlemekle meşguller. Tabi sıraya girip yeni arabalarına kavuşacakları günleri bekliyorlar.

Parayı mı nereden buluyorlar, cevap çok basit. Efendim kriz var. O yüzden işçi çıkarıyoruz. Veya muhasebe müdürlerini çağırıp “ Ben yeni bir Ferrari kalifornya alacağım. ( Çoğu adını doğru dürüst telaffuz bile edemez) hesapla bakalım, ne kadar adam atarsak bunun parası çıkar. Zaten kriz de var kalanlar 3 kişilik işi ss kuralına göre yapacaklar. Yoksa onları da işten atarım haaa…”

Sözümüz herkese değil. Sadece kendini düşünen bu bencillere. Mantık ilminde insan “Hayvan-ı Nâtık” olarak tarif edilir. “Nâtık” mantıklı düşünebilen ve konuşabilen olarak açıklanabilir. Ben bu tür insanların tarifinden bu kelimeyi kaldırmanın doğru olduğunu savunuyorum. Bu arada kimsenin yaşamına ve zevklerine de takmış durumda değiliz. Hak edenler istedikleri arabaya diledikleri gibi binecekler elbette. Burada ki haykırışımızın muhatapları herkes tarafından da yakından tanınmakta.

“Zamanla erdemler de değişiyor. Artık Ferrari satmak değil, almak erdem göstergesi.”

Kamil Mehmet ÖZKAN
KMLZKN
Editor.

, , , , , , , , , ,

1 Comments Short URL , , , , , , , , , ,

Lovemarklarımız… Aşklarımız… Devam 2

testÜlkemizde yapılan lovemark araştırması sonuçlarını paylaşmaya devam ediyorduk. Ya bu lovemark dediğimiz şey nedir diye bakacak olursak cebimizdeki parayı verdiğimizde bizden bir şeyler eksilmesine rağmen bizi mutlu hissettirecek markalar, ürünler, hizmetlerdir diye size yarı kitâbi bir tanım yapardım.

İçinizde Ipod kullanıp da memnun olmayan yoktur. Ama teknik testlere baktığımızda Ipod’dan daha kaliteli ses çıkışına ve daha fazla özelliğe sahip olan üstelik neredeyse yarı fiyata satılan diğer ürünlere rağmen neden gidip de paramızı Ipod’a veriyoruz cevabını lovemark’dan başkası açıklayamaz. Aslında ürünle birlikte deneyim de pazarlanmakta. Kullanımda ve tüketimde alınan haz ise anahtar kelimeler.

Gerçekten seviyor muyuz?

Türkiye’deki araştırma sonuçlarına baktığımızda birçok kategoride sonuçların marka bilinirliği gibi karşımıza çıkıyor. Bu ise lovemark kavramının ülkemiz için daha yeni bir kavram olmasından kaynaklansa gerek. Beyaz eşya markalarına bakıldığında Arçelik açık ara önde. Bu sonucun, Arçelik markasını daha çok bilmemizle mi yoksa kullanırken çok daha fazla deneyim sağladığı için mi çıktığı aslında bir tartışma konusu.

İçecekte fenomen tabi ki Coca Cola

Bir Türk dünyanın en büyük şirketlerinden birinin yönetim kurulu başkanı ve CEO’su olur da o içeceği sevmez miyiz? Tabi ki seveceğiz.  İşin şakası tabi ki ama Coca Cola en sevdiğimiz içecek firması hem de açık ara. ( Ben hala içmeme rağmen sevdiğim içecek demezdim )Bunda yıllardır ülkemize ve kültürümüze uygun reklam kampanyaları düzenlemiş olmasının büyük katkısı var. Küresel markalar pazarlama faaliyetlerinde Coca Cola’dan kopya çekse iyi edecek.

 Gençler Posta’cı olmuş haberimiz yok

Sevilen gazetelere baktığımızda ise geçen yıl aynı araştırmada ilk sırada yer alan Hürriyet üçüncülükle yetinirken ilk sırada Posta gazetesi yer alıyor. Hiçbir gazete ve okuru hakkında ön yargıda bulunmak istemem ama Posta bu ülkede okunacak en son gazeteler arasında yer alır bence. Ülkemin gençleri posta gazetesini çok seviyor. ( Bunda Haydar Dümen hocanın payı önemli oranda büyük olsa gerek. Ne kadar üzücü) Sabah gazetesi ise ikinci sırada yer almakta ve çoğunlukla bayanlar tarafından tercih edilmekte. Aklımda Sabah Gazetesi hep dantel eki veren gazete olarak kalmıştı zaten.

Online alışverişe alışıyoruz

Her geçen gün artan internet erişimi, büyük çoğunluğu oluşturan genç nüfus, internet ve internet tabanlı hizmetlerin kullanımı her geçen gün artıyor. İnternetten alışveriş yapmaya ise her geçen gün daha fazla ilgi gösteren Türk halkı tercihini Gittigidiyor ve Hepsiburada’dan yana kullanmış bulunmakta. Bu arada listeleme yöntemini değiştiren ve birçok üründe fiyat görmek için üye girişi gerektiren Gittigidiyor’un yeni hamlesinin sevilme oranını ne kadar etkileyeceğini önümüzde ki araştırmalardan takip edeceğiz.

 Şu bilgiyi de vermeden geçmeyelim. 2009 yılının ilk üç ayında, bir önceki yılın aynı dönemine oranla, e-ticaret iş yeri sayısı %44 artarak 47 bine ulaştı. Toplam harcamalar içinde hala düşük bir oran olsa da, internet üzerinden yaptığımız alışveriş limiti, geçmiş dönemlere göre artarak 2 Milyar TL’ye ulaştı. 3G’nin hayatımıza girmesiyle birlikte alışveriş oranları bir hayli artacakmış, interneti daha da fazla benimseyeceğiz gibi geliyor ne dersiniz.

Kamil Mehmet ÖZKAN

Gelecek Yazı :  Gelecek yazıda otomotiv, TV ve Türkiye’nin  lovemark’larını öğrenmek için bizi takip edin, markaları sevin.

 

, , , , , , , , , , ,

0 Comments Short URL , , , , , , , , , , ,