Sosyal Medya / Yeni Medya
Çok değil sadece 5-6 yıl öncesine gidelim. Google’ın fenomen internet şirketi olarak konuşulduğu, çekişmenin sadece Microsoft-Google arasında güç göstergesi olduğu günlere dönelim. Sosyal medyanın henüz tam anlamıyla tanımının bile yapılamadığı zamanlardaki tartışmaları hatırlayın.
Google, kullanıcıların bilgilerini ( ki buradaki kullanıcı bilgisi şahısların özel bilgileri değil, aramaları sonucu ortaya çıkan istatistikler, yani isim, telefon, doğum tarihi, arkadaşları, sevdiği film vb. Şeyler değil.) satıyor diye tartışmalar yapılmakta, Google’a karşı kişisel mahremiyeti ihlal ettiği yönünde hararetli suçlamalarda bulunulmaktaydı.
Sonra Terlikli Çocuk devriyle birlikte herşey çok çabuk değişti. Eskiden (özellikle yurtdışında birinin telefon numarasını, hele hele ilişkisini, ev adresi gibi şeyleri) soracaktınız da o size söyleyecek, yok böyle birşey. Hemen “bu adam benim özel bilgilerimi ne yapacak”, kişisel mahremiyete saldırıdan ilk gördüğü polise şikayet eder en azından bir karakol ziyareti yapardınız. Ülkemizde pek umursanmasa bile yine de çok hoş karşılanmazdınız. Bugün 600 milyon kişi kendi rızalarıyla bu bilgileri tüm dünyaya, özellikle de uygulama geliştiricilere teslim eder oldu.
Arama trendlerinin pazarlama alanında kullanılmasının suç sayılmasından geçtik artık tüm bilgilerimizi kendimiz teslim eder olduk. En sevdiğimiz müzik türü, okuduğumuz kitaplar, arkadaşlarımızın sevdikleri şeyler. Bununla da yetinmedik tüm gittiğimiz mekanları paylaşır olduk. Nerelerde takılır, nasıl eğleniriz. Bunların hepsini insanlar kendi istekleri ile paylaştılar, paylaşmaya da devam ediyorlar. Hani bizim kişisel mahremiyetimiz vardı. Nereye gitti şimdi o?
Kimse Facebook’u bizim izin verdiğimiz bilgileri paylaştığı için suçlayamaz. Sosyalleşmek adına hayata dair verdiğimiz ipuçlarının pazarlama alanında kullanıması etik sınırlar içinde gayet doğal.

Facebook’un Google’dan en büyük transferlerinden olan COO Sheryl Sandberg, Time’da artık kalabalıkların işbirliğinden (Crowdsourcing), arkadaşların işbirliğe (Friend Sourcing) geçiş olduğunu vurguluyor. “Bir şeyi 1000 kişinin beğenmesi mi önemli? Yoksa 5 arkadaşınızın beğenmesi mi?” Markalar da bu durumun farkında olduklarında Facebook profil ve arkadaşların tercihlerine paralel teklifler sunma yolunda çaba sarfediyorlar. Sizi, sizden daha iyi tanıyacak sistemler kurma peşindeler. Ve bunu her an severek isteyerek paylaştığımız bilgilerden elde edecekler. Etik midir? Bu beni aşan bir soru. Ancak şunu biliyorum, sanal da olsa kendimizi kaybedip olur olmadık şeylerimizi anbe an paylaşmayın derim.
Artık insanlar hiç olmadığı kadar mahremiyetini kaybetmiş durumda. Ve bunu kendi rızaları ile yapıyorlar. Bu durum ileride birçok probleme yol açar mı bilinmez ama Google CEO’su Eric Schmidt’in de dediği gibi “Bugün sosyal ağlarda tüm mahremiyetini açığa vuran kişiler gelecekte isimlerini değiştirmek zorunda kalacaklar.”

Kamil Mehmet ÖZKAN

Yeni Medya-cı

20.01.2011


Yaşam

Teknolojinin hayatımızın he zerresine girdiği son yıllarda
hem kendim de hem de çevremde gözlemlediğim kadarıyla artık
düşün(e)miyoruz. Şüphesiz teknolojinin kabaca hayatımızı
kolaylaştırmak, bizi daha az düşündürerek süreçleri hızlandırma
gayreti bunda en önemli etken. Bugün sınav yaptığımız adaylardan
geri dönüş alırken temelde mantık üzerine kurulu ve biraz düşünerek
çözülebilen genel yetenek testini zamanında tamamlayamamaktan
şikayet ederken buldum. User Experiences dersimizde de çok değerli
eser olan “Don’t make me think ! ” kitabını okuyorken aslında
tezatlar icinde yaşadığımızı fark ettim. İlk dalga hesap
makinesiyle girdi hayatımıza. Artık neredeyse 2*2 yi bile makineden
hesaplar hale geldik. Dört işlem yeteneğimizi bizden çaldı. Ama
hayatımız kolaylaştı. İste tezat burada başlıyor. Artık çok temel
şeyleri bile es geçer olduk. Çünkü bir tık kadar ötemize geldiler
ama bizden uzaklaşdılar. Bazen bizim için düşünen cihazlardan
uzaklaşıp kendimize ait olan işlemcilerle düşünmek gerek. Yoksa
yakın gelecekte bence aptal zombiler gibi dolaşan cihazların
yönettiği canlılara dönüşeceğiz.


Pazarlama

Biliyorum bu yazıyı okuyan birçok insan bana kızacak. Bu yazıyı diğer bütün sıfatlarımı bırakarak bir zamanlar Nokia’da kullanmış bir tüketici olarak yazıyorum.

Teknolojinin inanılmaz değişimi başımız hergün döndürürken bir zamnaların dev şirketleri de değişime ayak uydurmakta zorluk çekiyor. Bu şirketlerin başında da Nokia geliyor olsa gerek. Hala pazarda lider olmasına rağmen çok fazla kan kaybediyor. Ne kadar dayanabilecek bilinmez ama asıl karlı kısım olan smartphone pazarında istediğini alamadığı aşikar. Symbian’ın başarısız arayüzü bir yana ardarda başarısız kampanyalar ile pazarlama katliamı yapılıyor bence.

Şimdi neden durup dururken bu yazıyı yazdım. Yakın zamanda billboardlarda boy gösteren N8 modelinde kullanılan piksel alt fonun ne kadar yanlış olduğuna dair bir mesaj attım kimse dönmedi. Sen piyasada yer alan en büyük iki rakibine (iPhone 4 ve Samsung Galaxy S) cevap olarak bir mdel geliştireceksin. 12 mp kamera, HD film çekme özelliği koyacaksın sonra reklamında piksel alt fon kullnacaksın. Bende pazarlama üzerine biraz bilgi sahibiysem bu tüketicide yanlış algı yaratır. Zaten geriden geliyorsun. Rakiplerin retina display özelliğinden, kusursuz parlaklaık ve netlikten dem vuruyor sen hala insanları piksel görseliyle selamlıyorsun.

Gelelim e5 meselesine. (Bu arada modelin ismi de halk arasında esprilere konu olsa da çok fazla diyecek birşey yok. ) Yine billboardlarda yer alan görselde yine Nokia gibi bir zamanlar pazarın devi olmasına karşın çok hızlı kan kaybeden Microsoft Messenger kullanılmış. Microsoft’la ortak bir çalışma da yapılıyor olsa yeni lansman yapılan telefon için yanlış mesaj derim. Halkımız artık Facebook çağına çoktan ayak uydurdu ve Twitter’a yeni yeni ısınmaya başladı. Yeni fenomen onlar. Tamam Messenger’ın hatrı sayılır kullanıcı sayısı var, ama bu günbe gün erimekte.

Başta da dediğim gibi yazdıklarım birçoklarının hoşuna gitmeyecek özellikle Nokia pazarlama departmanı ve reklam ajansı çalışanlarının, belki de beni sllamayacaklar ama şu gerçek Nokia hergeçen gün Pazar kaybetmeye devam edecek böyle giderse ve bunun sebebi yukarıda bahsettiğim olaylarla yakından alakalı. Ben ise Nokia’dan göç edeli yıllar oldu. Daha efektif web deneyimi sunan cihazlar kullanır oldum. Birçokları gibi.

Kamil Mehmet ÖZKAN


Pazarlama / Yeni Medya

Beş yıl önce kimse tahmin edemezdi açık kaynak kodlu android mobil işletim sisteminin bugünlere geleceğini…  Andy Rubin Cayman adalarında kafa dinlemek için gittiği tatilden açık kaynak kodlu mobil işletim sistemi fikriyle döner. Bol oksijen ve okyanus havası yaramıştır. Silikon vadisindeki herkes olumlu yaklaşmaz tabi bu fikre. Bir avuç mühendisle kurduğu şirket Google tarafından keşfedilir ve hikaye başlar… ( Bugün bile  tahminlerinizden çok daha az mühendisle çalışıyoruz diyor Rubin Ekim ayında Newsweek’e verdiği röportajda.)

Günlük 250.000 Android telefonu aktive eden Google, böylece  Kuzey Amerika’da mobil işletim sistemi liderliğine oturuyor, eski dost yeni düşman Apple’ı geçerek. Her ne kadar Apple ipad ve ipod touchla beraber halen iOS ile liderliğin kendisinde olduğunu savunsa da Android dünya sıralamasında  üçüncü sırada yerini aldı bile. Her geçen günde hızla yayılmaya devam ediyor. İlk sırada ise hantal diye nitelendirdiğimiz Nokia’nın Symbianı var.

Peki neden bu kadar Android hastası olduk. Bilgisayar dünyası açık kaynakta Linux’e vermediği desteği neden mobil dünya Android’e verdi.

Android’in arkasında google var ve tüm versiyonlarda google ile tam entegrasyon garantisi veriyor. Bu büyük etken. Aynı zamanda açık kaynak kodlu olması dolayısıyla her üretici istediği gibi arayüz tasarlayıp telefonuna istediği özellikleri ekleyebiliyor. Google’ın internet hizmetlerini de arkalarına alarak hem kendileri uygulama geliştirip içeriği zenginleştirebiliyor, hemde uygulama dükkanlarıyla kullanıcıya binlerce uygulama sunma imkanına ücretsiz sahip oluyorlar.

Apple yanlızları oynuyor ve iOS’u sadece kendi geliştirdiği cihazlada kullanırken, Windows ise mobile 7 ile çıkışı yakalamasına karşın her cihazdan lisans ücreti alıyor. Bu durumda Motorola ve Samsung gibi devler Android’e yöneliyor.

Android ise her geçen gün yenilenerek en yakın rakibi iOS’u özellik ve rahatlık olarak da geçmeyi planlıyor. Ülkemizde de Android OS Samsung Galaxy S ile bilinirliğini arttırdı ama kat etmesi gereken daha çok yol var.

Görünüşe göre açık kaynak ilk kez paralı sistemleri geçecek. Tabi bunda Google etmeni büyük. Tabi daha çok reklam gösterme niyetinde olan Google’a rağmen Android ne kadar ücretsiz diye nitelendirilebilir. O da ayrı tartışma konusu…


Page 30 of 38« First...1020...2829303132...Last »