Critical Approach to Wikileaks

Wikilaks

Bu arada 29 Ocak Cumartesi günü saat 14.00 – 18.00 arası Beşiktaş Barbaros’ta bulunan Elektrik Mühendisleri Odası Toplantı Salonunda Çok değerli hocam İsmail Hakkı Polat ve yine çok değeli Özgür Uşkan ve diğer konuşmacılar Wikileaks’i tartışacaklar. Çok önemli konular konuşulacak. Ayrıntıları burada sizlerle paylaşıyor olacağım.

, , , , ,

0 Comments Short URL , , , , ,

Yeni Medya Yeni Reklam

Yeni Medya ve Yeni Reklamcılık

, , , , , , , ,

2 Comments Short URL , , , , , , , ,

Mahremiyet mi ? Biz Onları Çoktan Aştık !

Çok değil sadece 5-6 yıl öncesine gidelim. Google’ın fenomen internet şirketi olarak konuşulduğu, çekişmenin sadece Microsoft-Google arasında güç göstergesi olduğu günlere dönelim. Sosyal medyanın henüz tam anlamıyla tanımının bile yapılamadığı zamanlardaki tartışmaları hatırlayın.
Google, kullanıcıların bilgilerini ( ki buradaki kullanıcı bilgisi şahısların özel bilgileri değil, aramaları sonucu ortaya çıkan istatistikler, yani isim, telefon, doğum tarihi, arkadaşları, sevdiği film vb. Şeyler değil.) satıyor diye tartışmalar yapılmakta, Google’a karşı kişisel mahremiyeti ihlal ettiği yönünde hararetli suçlamalarda bulunulmaktaydı.
Sonra Terlikli Çocuk devriyle birlikte herşey çok çabuk değişti. Eskiden (özellikle yurtdışında birinin telefon numarasını, hele hele ilişkisini, ev adresi gibi şeyleri) soracaktınız da o size söyleyecek, yok böyle birşey. Hemen “bu adam benim özel bilgilerimi ne yapacak”, kişisel mahremiyete saldırıdan ilk gördüğü polise şikayet eder en azından bir karakol ziyareti yapardınız. Ülkemizde pek umursanmasa bile yine de çok hoş karşılanmazdınız. Bugün 600 milyon kişi kendi rızalarıyla bu bilgileri tüm dünyaya, özellikle de uygulama geliştiricilere teslim eder oldu.
Arama trendlerinin pazarlama alanında kullanılmasının suç sayılmasından geçtik artık tüm bilgilerimizi kendimiz teslim eder olduk. En sevdiğimiz müzik türü, okuduğumuz kitaplar, arkadaşlarımızın sevdikleri şeyler. Bununla da yetinmedik tüm gittiğimiz mekanları paylaşır olduk. Nerelerde takılır, nasıl eğleniriz. Bunların hepsini insanlar kendi istekleri ile paylaştılar, paylaşmaya da devam ediyorlar. Hani bizim kişisel mahremiyetimiz vardı. Nereye gitti şimdi o?
Kimse Facebook’u bizim izin verdiğimiz bilgileri paylaştığı için suçlayamaz. Sosyalleşmek adına hayata dair verdiğimiz ipuçlarının pazarlama alanında kullanıması etik sınırlar içinde gayet doğal.

Facebook’un Google’dan en büyük transferlerinden olan COO Sheryl Sandberg, Time’da artık kalabalıkların işbirliğinden (Crowdsourcing), arkadaşların işbirliğe (Friend Sourcing) geçiş olduğunu vurguluyor. “Bir şeyi 1000 kişinin beğenmesi mi önemli? Yoksa 5 arkadaşınızın beğenmesi mi?” Markalar da bu durumun farkında olduklarında Facebook profil ve arkadaşların tercihlerine paralel teklifler sunma yolunda çaba sarfediyorlar. Sizi, sizden daha iyi tanıyacak sistemler kurma peşindeler. Ve bunu her an severek isteyerek paylaştığımız bilgilerden elde edecekler. Etik midir? Bu beni aşan bir soru. Ancak şunu biliyorum, sanal da olsa kendimizi kaybedip olur olmadık şeylerimizi anbe an paylaşmayın derim.
Artık insanlar hiç olmadığı kadar mahremiyetini kaybetmiş durumda. Ve bunu kendi rızaları ile yapıyorlar. Bu durum ileride birçok probleme yol açar mı bilinmez ama Google CEO’su Eric Schmidt’in de dediği gibi “Bugün sosyal ağlarda tüm mahremiyetini açığa vuran kişiler gelecekte isimlerini değiştirmek zorunda kalacaklar.”

Kamil Mehmet ÖZKAN

Yeni Medya-cı

20.01.2011

, , ,

0 Comments Short URL , , ,

Düşün(e)miyoruz !

Teknolojinin hayatımızın he zerresine girdiği son yıllarda
hem kendim de hem de çevremde gözlemlediğim kadarıyla artık
düşün(e)miyoruz. Şüphesiz teknolojinin kabaca hayatımızı
kolaylaştırmak, bizi daha az düşündürerek süreçleri hızlandırma
gayreti bunda en önemli etken. Bugün sınav yaptığımız adaylardan
geri dönüş alırken temelde mantık üzerine kurulu ve biraz düşünerek
çözülebilen genel yetenek testini zamanında tamamlayamamaktan
şikayet ederken buldum. User Experiences dersimizde de çok değerli
eser olan “Don’t make me think ! ” kitabını okuyorken aslında
tezatlar icinde yaşadığımızı fark ettim. İlk dalga hesap
makinesiyle girdi hayatımıza. Artık neredeyse 2*2 yi bile makineden
hesaplar hale geldik. Dört işlem yeteneğimizi bizden çaldı. Ama
hayatımız kolaylaştı. İste tezat burada başlıyor. Artık çok temel
şeyleri bile es geçer olduk. Çünkü bir tık kadar ötemize geldiler
ama bizden uzaklaşdılar. Bazen bizim için düşünen cihazlardan
uzaklaşıp kendimize ait olan işlemcilerle düşünmek gerek. Yoksa
yakın gelecekte bence aptal zombiler gibi dolaşan cihazların
yönettiği canlılara dönüşeceğiz.

, ,

0 Comments Short URL , ,