Sonsz Dikkat Dağınıklığı - Kitap İncelemesi kitap / Yeni Medya

Cebimizdeki cihazlar akıllanıp, sosyal medya platformları yaygınlaştığından beri hayatımıza pek çok güzelliğin yanısıra problem de girdi. Evet, kabaca böyle özetleyebiliriz. Bilgi çağında sonsuz iletişim olanaklarına kavuştuk belki ama diğer taraftan çok değerli değerlerimizi ve yetilerimizi de kaybetmeye başladık. Dikkat gibi.

Düşen dikkat seviyemiz, değişen tüketim alışkanlıklarımız, paylaşım kelimesinin anlamında meydana getirdiğimiz değişimler, derinliğini yitiren duygularımız, algoritmaların belirlediği gündemimiz ve sonsuz sayıdaki gerçek ve bot arkadaşımız…

Dominic Pettman‘ın “Sonsuz Dikkat Dağınıklığı, Gündelik Yaşamda Sosyal Medya’ya Odaklanmak” isimli araştırma-inceleme türündeki eseri Türkiye’de Sel Yayıncılık tarafından basıldı. Araştırmanın ana başlıkları dijital haletiruhiye halkası senkronizasyon istenci, algoritmalar, zararlı içerikler ve sonuçların değerlendirmesi şeklinde devam ediyor.

Günlük hayatta dikkat süremiz dalga geçtiğimiz Japon balıklarının da altında seviyelere inmiş durumda. Devamlı bir yenileme, içinde bulunduğu durum ve ortamdan memnun olmama haletiruhiyesi içerisinde yaşayan yüzmilyonlarca sosyal medya kullanıcısı mevcut. Instagram’ın insanları ciddi şekilde depresyona yönlendirdiğine yönelik araştırmalar mevcut.

Kitapta en çok dikkatimi çeken nokta, gündemimizin tamamen algoritmalar tarafından belirlendiğiydi. Sosyal medyaya platformlarına girdiğimizde görmemiz gereken kişilere, paylaşımlara, postumuzu beğenen kişilerin sıralamasına ve hemen herşeye algoritmalar karar veriyor. Biz her ne kadar kullandığımız sistemleri yönettiğimizi düşünsek de aslında bize dayatılan algoritmaların köleleri durumundayız. Bu noktada Facebook çalışanlarının geniş kitleler üzerinde gerçekleştirdikleri içerik sıralaması denemeleri kamuoyuna tarafından yanlışlıkla fark edildikten sonra ortaya çıkmıştı. Algoritmalar da seçecekleri içerikler ile bizi istedikleri yöne yönlendirme üzerinde büyük oranda başarılılar.

Sonsuz Dikkat Dağınıklığı kitabı ile ilgili güzel konulardan biri de meraklıları için sonunda genişçe Notlar ve Kaynakça alanı yer alıyor. Özellikle sosyal medyanın kişiler ve toplum üzerine etkilerini araştıran öğrenci ve öğretim görevlileri için okunması gereken bir kaynak eser olarak kütüphanenize ekleyebilirsiniz.

Kamil Mehmet ÖZKAN


Marka İletişiminde Camdan Küp Yaklaşımı Pazarlama

Bir önceki yazımda günümüzde markaların müşterilerin gözünde, eskiden olduğu gibi sadece ürünleri ve hizmetleri ile yer alıp, kendi iç dünyalarını sakladıkları kara kutular yerine tüm işleyişleri ve fonksiyonları ile tamamen şeffaf camdan küp olduklarını yazmıştım. Peki bu yeni yaklaşımda marka iletişimi ve yönetimi nasıl olmalı? Eski kuralların olduğu gibi işleyemeye devam etmeyeceği basit. Marshall Goldsmith’in çok sevdiğim bir kitabının orijinal ismi aslında tam bu durumu açıklıyor. “What you got here, won’t you get you there” Mealen sizi bugünlere getiren etkiler, yollar, sebepler yarına taşımaz. Şartlar ve koşullar değişir. Ona ayak uydurmanız gerekiyor.

Peki bu yeni dönemde ne değişiyor? Kabaca bahsetmek gerekirse daha önceki dönemde müşteriyi sadece ürün, ürünün tasarımı, kalitesi ve ona hissettirdikleri öne çıkıyordu. Günümüzde müşteri, hem zaman ve mekandan sınırsız genişlikte sahip olduğu iletişim olanakları hem de çok tüketim sonrasında verdiği zararın somut etkilerini görmesi ile birlikte artan çevre ve etik bilinci ile artık tükettiği ürünlerin kaynağını, yapılış biçimini, yapan ekosistemin kendi çevre görüşüne olan yakınlığı gibi pek çok kriterde değerlendiriyor. Buna pazarda artan sonsuz seçeceğin (hemen her kategoride binlerce seçenek ile karşı karşıya) olmasının da katkısı büyük olsa gerek.

Peki yeni yaklaşım ile günümüzde markayı yönetirken nelere dikkat edilmesi gerekiyor. Öncelikle marka yönetimi meselesine derinlemesine bakmakta fayda var. Marka yönetimi, bir firmanın en üst yöneticisinden sahada bulunan destek elemanına kadar tüm çalışanları kapsayan ve her birine ayrı ayrı görevlerin düştüğü bir süreç. Bu sürece en tepeden en alt seviyeye kadar bütüncül yaklaşmak gerekiyor. Fakat bu süreç günümüzde yaygın şekilde kurumsal iletişim faaliyetleri altında sıkıştırılmış ve yalnızca iletişim faaliyetlerinin logo denetçisi olarak konumlandırılmış durumda. Pazarlama faaliyetlerinin en önemlisi ve temeli olan marka yönetimi aynı zamanda ürünün üretilmeye karar verilmesinden, satış sonrasında müşteri ile iletişime kadar her süreci kapsar. Çalışanlar, ürün ve tüm süreçler kısaca marka yönetiminin bir parçası.

En alttan en üste tüm çalışanlar markanın reklam yüzüdür

Günümüzde tüm tüketiciler (ve aynı zamanda üreticiler) kullandıkları cihazlar ve sosyal ağlar ile her biri birer medya kanalı olarak yayın yapmaktadır. Onların reytingi sahip oldukları takipçiler ve etki alanıdır. Marshall McLuhan’nın “Medya, mesajın kendisidir” (Medium is Message) sözünü somut yaşadığımız dönemdeyiz ve bu durum derinleşerek devam ediyor. Kullanıcılar istedikleri bilgiyi çevrelerine birkaç saniye içerisinde ulaştırabiliyor. Bizim hedef kitlemiz olan müşterilerimiz gibi tüm çalışanlarımız da aynı şekilde kendi çevreleri ve etki alanları ile bilgi paylaşıyor. Diğer yandan da temsil ettikleri markaların gayrı resmi şekilde marka yüzü olarak çevrelerine her bir paylaşım ile (paylaşımları direkt iş ve görev tanımları ile ilgili olmasa da) mesaj veriyorlar. Bir algı oluşturuyorlar. İşte böyle bir dönemde hem tüketici tarafta bu kadar hassasiyet ve bilgiye erişim artmışken, hem de çalışlarımız birer medya kanalı haline gelmişken işveren markası olma yönündeki çalışmalar önemli bir değer kazanıyor. Çalışanına değer veren, çalışma koşullarını daha insani yönde devamlı iyileştirme çabasında olan markalar aynı zamanda tüketici gözünde daha değerli markalar olarak konumlanabiliyor. Binlerce seçenek arasından neden bizim markanızı seçsin sorusuna bir yönüyle cevap olabiliyor.

Sadece Kendi Çalışanınız Değil Tüm Ekosistem

Bu durum sadece ana marka çalışanları için geçerli değil. Günümüzde tedarikçileriniz ve onların da çalışanlarına daha insani ve etik çalışma koşulları sunuyor olması da en az diğeri kadar önemli. Çocuk işçi çalıştırılıyor mu? Çalışma saatleri ve koşulları nasıl? Çalışma ortamlarında sağlıksız bir durum söz konusu mu? Gibi konular tüketiciler için önemli konuların başında geliyor. Diğer yandan kullandığınız hammaddenin çıkarılma ve geri dönüşümü, çevreye olan zararı veya çıkaran madencilerin çalışma koşulları da yine sizin sorumluluk alanınıza yazılıyor.

Tüm ekosistem demişken ürünü üretip piyasaya sunmakla da işiniz bitmiş değil. Tüm tedarik ve dağıtım ağınızı da hem çevreye zarar vermeyecek şekilde kurgularken bu ekosistemde bulunan ve ürününüzü son kullanıcı ile buluşturacak kişiler de sizin markanızın reklam yüzü. Tüketici ile cephede karşılaştıkları için belki de en önemli yüzleri.

Ne Yapmalı?

Yönetim kurulu ve üst düzey yöneticilerin toplum önünde görünmesi, duruşu, siyasi görüşleri son yıllarda ne kadar önem kazandıysa mikro bazda tüm çalışanların sosyal medya ağlarında yaptığı paylaşımlar da çevrelerine sizin ürünleriniz ve hizmetleriniz ile ilgili algı oluşturmaktadır. Günümüzde en alt kademedeki çalışandan en üstü kademe yöneticisine kadar her çalışan aynı zamanda değişen ağırlıklar olmakla birlikte sözcüsüdür ve buna tüm ekosistem de yer alan paydaşlarınız da dahildir.

Günümüzde üst düzey yöneticilerin tüm bu şeffaf yaklaşım ihtiyacını göz önünde bulundurarak tüm organizasyonu yeniden yapılandırması ve marka yönetimi için tümden gelen bir yaklaşımla ekosistemin en dış halkasına kadar yansıyan bir yapılanmaya gitmesi gerekiyor. Yeni yapılanmadan kastımız tüm süreçlerin şeffaf olduğu, tüm paydaşların ortamlarının en iyi şekilde kurgulandığı bir düzen. Kuruluşu itibari ile bu ideal yapıda olan markalar olduğu gibi son dönem aldıkları danışmanlıklarla başarılı birer dönüşüm geçiren markaların son yıllardaki tablolarına bakıldığında sürdürülebilir ve istikrarlı büyümeler görülürken bu yönde adım atmamış ama görece hala başarılı görülen markaların sıklıklar iletişim kazalarına uğramaya ve her geçen gün geri gitmeye başladığını görüyoruz.

Kamil Mehmet ÖZKAN


Yeni Marka Yönetimi : Kara Kutu Değil, Camdan Küp Yaklaşımı Pazarlama

Talep yoğun ekonomi döneminde marka kavramına bile ihtiyaç duymayan imalatçılar ve zanaatkarlar, sanayi devrimi ve sonrasında gelen global ticaret devrimleri ile birlikte sonsuz seçenek içinde ön plana çıkmak için en önemli kavramlardan biri oldu.

Önceleri sadece yap bir logo, seç bir renk, ambalaj da göze hoş geliyorsa iyi marka oluyorsun devirlerinde marka kavramının pazardaki ihtiyacı tespit edip ürünü tasarlamaktan satış sonrasında sonsuz desteğe uzanan süreçte düşünülmesi gereken bir kavram olduğu noktaya geldik.En azında hakkıyla marka yönetmeye çalışan şirketler bu noktadalar.

Gelişim süreci durmadan, hız kesmeden devam ediyor. Peki müşterinin ihtiyaçlarını karşılayacak bir ürün ürettiniz, bunu çok iyi şekilde tasarladınız ve yaygın satış ağınızla uygun bir fiyata müşterinin ayağına kadar götürdünüz. Reklamlarınız da çok havalı. Başarılı olmak için yeterli mi? Maalesef yeterli değil.

Ürünü üretirken çocuk işçi çalıştırdınız mı? Kullandığınız hammaddeyi çıkarmak için Asya’da veya Afrika’da insanlar insani olmayan koşullarda mı çalışıyor? Yoksa bu ürünü kullandıktan sonra doğaya bıraktığımızda zarar mı veriyor? Çalışanlarına iyi davranan bir marka mısınız? Çalışma ortamları nasıl? Kaç saat çalıştırıyorsunuz? Cinsel ve etnik ayrımcılık yapıyor musumuz? Çalışanlarınız kendini özgürce ifade edebiliyor mu? Etik davranıyor musunuz? Dünya gündemini yakından takip ediyor musunuz? Küresel sorunlara nasıl kafa yoruyorsunuz? Küresel ısınma gündemi ile aranız nasıl? Üretim tesisleriniz çevreyi kirletiyor mu? Tedarikçileriniz bu konulara nasıl kafa yoruyor?

Günümüz tüketicisi iletişim devrimi ile birlikte şirketiniz ile ilgili hemen herşeyden anında haberdar. Hareketlerinize göre markanız her gün onlarca portal ve platformda yargılanıyor. Hakkında kararlar veriliyor. Diğer taraftan yöneticileriniz ve çalışanlarınız da dijital iletişim platformlarındaki varlıkları ile aynı zamanda markanızın birer temsilcisi ve mikro ölçekte en önemli marka yüzü.

Eskiden markalar kara kutuydu. Biz bir ürüne karar veririz. Tüketici bunu beğenir ve alır. Kurum içinde yaşadıklarımız, tedarikçilerimiz, üretim koşullarımız kimseyi ilgilendirmez yaklamışını uzunca yıllar benimsediler. Ancak geldiğimiz noktada tüketici her gün evriliyor ve onun ihtiyaçlarına göre yeni rakipler ortaya çıkıyor. Artık markalar her köşesinden baktığında olabildiğince şeffaf ve içini gösteren birer küp olarak düşünülebilir. Peki nasıl başarılı olacağız? Yeni bakış açısına geçiş sürecini nasıl gerçekleştireceğiz? Bu konulara da bir sonraki yazıda değineceğim.

(Konu hakkında Trendwatching’in yayınladığı rapor’a göz atma için tıklayın.)

Kamil Mehmet ÖZKAN


Büyük Dönüşüm’den Dijital Dönüşüm’e Dijital Dönüşüm

Geçenlerde Linkedin’deki ünvan kısmında “Dijital Dönüşüm” alanında çok havalı bir ünvana sahip bir danışmanın paylaştığı postu okuyunca üzüldüm. Dijital dönüşümü kabaca bir web sitesi açarsın, dijital reklam verirsin seviyesine indirmişti. İşin kötüsü bunu yapan bir kişi değil şu an sektörde onlarca değil yüzlerce profesyonel çok havalı olan “Dijital Dönüşüm” kelimesi üzerinden para kazanıyor. Tıpkı zamanında “Yeni Medya” ve “Sosyal Medya” alanında olduğu gibi. Eski bir yazım aklıma geldi.

Sevgili Serdar Kuzuloğlu‘nun çok katıldığım bir tespitini burada tekrar dile getirmek istiyorum. Biz toplum olarak vasatın çok yaygın, vasat seviyesinin de çok düşük olduğu bir ortamda yaşamaya çalışıyoruz. Vasatlıktan ve toplumsal ataletten en kısa zamanda kurtulmayı ümit ediyorum. Ben bunun için elimden geleni yapıyorum. Siz de ümitsizliğe kapılmadan az da olsa çevrenize bunu yansıtın derim.

Konumuza dönecek olursak Dijital Dönüşüm dediğimiz kavramın tanımı her ay teknolojinin gelişmesi, alt yapı maliyetlerinin düşmesi ve işlemcilerin hızlanması ile birlikte yapay zekaların da akıllanması ile birlikte her ay gelişiyor, genişliyor ve değişiyor. Ama kabaca daha önce yeni ortam (medya) dediğimiz bu dönüşüm “medya” kelimesinin orjinalindeki “medium – ortam” yerine ülkemizdeki basın-yayın sektörüne yönelik yaygın kullanımından hep yanlış anlaşılmıştı. Dijital Dönüşüm de daha önce dijital web sitesi olmayan birinin web sitesi yapmasına indirgendi.

Oysa ki dijital dönüşümle sadece iletişim ve haberleşme kanallarında değil üretimden tüketime, gördüğümüzü anlamlandırmadan rüyalarımızı kaydetmeye kadar hayatımızda yer alan hemen her adımın tekrar tanımlamasını gerektiren, temel işleyişine etki eden bir süreçten geçiyoruz. Henüz tamamlanmış değil. Yarın sabah bambaşka bir yenilik ile tanımı daha da zenginleşecek bir süreç.Taşlar yerinden oynayalı çok oldu. Ve her gün oynamaya devam ediyor.

2015 yılının Ocak ayında dijital dönüşümle ilgili yazılarımı başka bir başlık altında, Büyük Dönüşüm olarak yazmaya başlamıştım. Hedefim 10 farklı sektörü, bu sektörlerin uğradığı dönüşümü ve temel dinamikleri bu başlık altında inceleyip bunu bir kitap haline getirmekti. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Son dönemde Türk Hava Yolları’ndaki sorumluluklarım genişleyince vakit bulamama mazeretim oldukça geçerlilik kazanmıştı. Neyse ki kurumsal hayata biraz ara vermeye karar verdim. Bazı konularda daha detaylı bakmaya, incelemeye ve üzerine kafa yormaya ihtiyacım vardı. Bir süredir kaldığım yerden kaynakları araştırmaya, dünyayı yakından takip etmeye çalışıyorum. Uzun ara verdiğim Büyük Dönüşüm web sitesini de daha aktif güncellemeye devam edeceğim. Dijital Dönüşüm kavramını, temellerini edindiğim bilgiler ışığında orada tartışmaya açacağım.

Son söz olarak Dijital Dönüşüm kavramı çok çok büyük bir kavram. Tıpkı Yeni Medya ve Sosyal Medya kavramları gibi. Bunun basit uygulamalar ve söylemlerle altını boşaltırsak toplum olarak pek çok konuda dünya ile rekabetten geri kalırız. Hali hazırda zaten yeterince önümüze geçmişlerken hiç birimiz geri kalmışlığı istemez diye düşünüyorum.


Dijital Dönüşüm ile birlikte marka kavramı ve yönetimi de köklü değişikliklere uğruyor. Dijital Dönüşüm / Pazarlama

Marka kavramı bir dönem sadece kreatif reklam ajanslarının oluşturduğu logo, slogan, reklam filmi, ürün ambalajından ibaret olarak kabul edilirken günümüzde dijital iletişim, ticaret ve üretim sistemlerinin dönüşmesi ile birlikte pazarlama ile birlikte çok sofistike ve yönetilmesi zor hale gelmiştir.

Fiziksel olarak olmasa da dijital dünyada sınırlar kalktığı için bugün marka vaadinin sadece mevcut pazarlar ve hedef kitle için değil, global pazarda yer alan hedef kitleye göre konumlandırılması gerekmektedir. Sosyal medya araçları başta olmak üzere tüm dijital iletişim kanallarından markayı takip eden veya etkileşimde bulunan kullanıcılara ürün ve hizmetler ile ilgili ilginç hikayeler anlatmaya devam ederken diğer yandan dijital mecraların tamamında marka hakkında yapılan tüm konuşmaları dinlenmesi, gerektiğinde markanın konuşmalara dahil olması, ürün ve hizmetlerin bu konuşmalardan alınacak geri dönüşlerle geliştirilmesi gerekmektedir.

Marka Yöneticilerinin Dönüşümü

Eskiden marka yöneticilerinin görevi iletişim materyallerinde kullanılan imaj ve metinlerin görsel kimliğe uygunluğunu kontrol etmekken günümüzde pazarlama faaliyetlerinin bir uzantısı olarak marka yöneticilerinin görevi de ürünün tasarlanmasından satış sonrası müşteri geri dönüşlerine kadar dahil olmayı gerektirmekte. Hatta bir adım ileri gidersek müşteri olmayan kesimin ihtiyaçlarını da dinlenerek onlara yönelik ürün geliştirmek, hedef kitle arasına onları da dahil etmek gerekmektedir.

Marka yöneticilerinin kreatif ve iletişim yeteneklerinin yanısıra verileri anlamlandırma konusunda da deneyim kazanması gerekmektedir. Büyük veri çağı ile birlikte her deneyim noktasında ürün ve hizmetleri geliştirmeye yönelik veri toplama sistemlerinin kurulması ve gelen verilerin pazarlama, ürün geliştirme ve satışı arttırmasına yönelik anlamlandırılması noktasında bilgi ve deneyim sahibi olması gerekmektedir.

Yapay Zeka, 3B Yazıcılar ve Marka

Marka kavramı yapay zekalar ve evlerin içine giren 3 boyutlu üretim tesisi diyebileceğimiz yazıcılar ile dönüşmeye ve değişmeye devam etmektedir. Markanın bilinirliğini arttırmak ve satışlara yansımasını sağlamak için daha çok günlük hayatın içine akıllı asistan olarak giren yapay zekalara da markayı tanıtmak yakın dönemde en önemli noktalardan biri olacak. Dijital dönüşüm ile birlikte hedef kitleye yapay zekaları da eklemek gerekmekecektir.

Diğer yandan 3 boyutlu yazıcılar ile birlikte üretim dengeleri değişecek. Markaların bu noktada tüketicilerle gereksiz telif çatışmalarına girmek yerine ürünlerini daha da zenginleştirecek ve tüketiciler ile iletişimi devam ettirecek modeller üzerine çalışması gerekmektedir. Ürünün tasarımını gizli kasalarda saklamak yerine onu tükecilerle paylaşarak daha da geliştirebilirler.

Dijital Dönüşüm ve Markalar

Dijital dönüşüm ile birlikte sadece iletişim alanında değil, aynı zamanda üretim, satış ve tüketim tarafında da köklü değişiklikler olmaya devam etmektedir. Marka kavramı da tüm bu dönüşümle birlikte değişmeye devam etmektedir. Marka yönetimi ile ilgili kadroların tüm bu dijital dönüşümü anlayan, dönüşümün getirdiği fırsatları yakalayabilecek niteliklerde olması gerekmektedir.

(Bu yazıyı E-Ticaret Türkiye Dergisi için kaleme almıştım. E-Ticaret ile ilgili sektörel haberleri web sitesinden takip edebilirsiniz.)

Kamil Mehmet ÖZKAN


Gutenberg’den Zuckerberg’e Okuma Deneyimi Dijital Dönüşüm

İlk Çinliler tarafından mı bulundu, yoksa Mısırlılar mı kullandı bilinmez ama Batı’da Gutenberg’in matbaası ile başlayan kitap basımının hızlanması ile birlikte kitap okumanın yaygınlaşması pek çok dönüşümlere sebep olmuştu. Bilginin demokratikleşmesi yönünde en büyük olayladan biriydi. Matbaa ile hızla çoğaltılan kitaplar Avrupa’nın her yerine yayılmaya başladı. Bilgi artık sadece bir grup seçkin azınlığın elinde değildi. Kademe kademe toplumun her kesimi artık bilgiye rahatça erişebiliyordu. Kitap ve kütüphanelerin yaygınlaşması ilerleyen yıllarda Rönesans ve Reform hareketlerinin başlaması için katalizör görevi görecekti.

Rönesans ve Reform’dan Facebook’a Dönüşüm

Mark Zuckerberg Harvard’da bir öğrenci odasında kurguladığı sosyal ağ olan The Facebook ilk etapta bu kadar kapsamlı ve geniş kitlelere hitap etmek için yola çıkmamıştı. Okuldaki öğrenci katalogları fikri ile gelişen ağ daha sonra dalga dalga önce okullar, sonra diğer ülkeler derken her gün 1,5 Milyardan fazla insanın birbiri ile bilgi paylaştığı, etkileşim içerisinde bulunduğu sanal dev bir kütüphane haline geldi. Facebook bugün milyarca fotoğraf ve dökümanın paylaşıldığı ve okunup incelendiği bir platform. Hergün milyarlarca dakika uzunluğunda video içerik izleniyor. Eğer kitap kavramını sadece 2 kapağı olan ve bir konu hakkında basılmış eser saymazsak Facebook modern zamanlarda dünyanın en büyük kütüphanesi konumunda. Ve tüm içerikleri birileri tarafında tüketilen, aktif, terk edilmemiş bir kütüphane. Hangi rönesans ve reformlara altyapı hazırlayacak, hep birlikte görüyor olacağız. Ancak belli olan şu ki artık hiç birşey eskisi gibi olmayacak.

mark-zuckerberg-980x457-1442297659_980x457
Dijital Dönüşüm Çağı

Dijital dönüşüm çağında bulunuyoruz. Atalarımızın hiç zaman hayal edemediği büyüklükteki bilgi hergün üretilip ağa bağlı tüm kullanıcıların kullanımına ücretsiz sunuluyor. Bilgiye erişimin hiç olmadığı kadar kolay bu dönemde bilgiyi üretme ve tüketme yöntemlerimiz de dönüşmeye devam ediyor. Gutenberg’den önce sayfa sayfa elle yazılan kitapların hem üretim süreci çok uzun, hem de maliyeti çok yüksek olduğu için her kesimin erişmesi mümkün değildi. Günümüzde internetin yaygınlaşmaya başladığı 1990’ların başından günümüze kadar her geçen gün hızlanan ve maliyetinin ucuzladığı ama içeriğin de diğer taraftan katlanarak zenginleştiğini bir dönem içerisindeyiz. Önceleri sadece kelimelerin mürekkep ve kağıt ile hayat bulduğu kitap kavramı bugün kullanılan teknolojiler ile ses, görüntü, koku, deneyimleme gibi pek çok farklı boyutla desteklenmiş formatlar halinde tüketiliyor. Dünya’nın en iyi üniversitelerinde öğretim gören öğrenciler ile Asya bozkırlarında elektrik ve bağlantıya erişimi olan bir çoban aynı bilgiye erişebilme imkanına sahip konumunda. Bilgiye erişim konusunda arada bulunana uçurum tüm Dünya nüfusu için hala yeterli seviyede olmasa da aradaki boşluk her geçen gün biraz daha kapanıyor. Facebook dronelar ile, Google balonlar ile atmosferden internet yayını yaparak dünya üzerindeki tüm fertleri internete bağlamak için çalışmalarına devam ediyor.
Tüm ezberlerin bozulduğu bu dijital dönüşüm çağında kitap, kütüphane ve kitap okuma kavramları da dijital dönüşümden nasibini almıştır. Kitap sadece belli sayfada basılı fiziksel formattan çıkmış, kütüphanelerin sınırları var olan tüm kitapları içerecek kadar genişlemiş, kitap yazmak cebimizdeki akıllı telefonlara sesli direktifler vermek kadar kadar kolaylaşmıştır.

Kütüphanelerin Dönüşümü

Dijital dönüşüm ortamında kütüphane kavramı da değişti. Binlerce parşömen ve kitabın bulunduğu İskenderiye kütüphanesinin yok olmasından yüzlerce yıl sonra neredeyse dünyanın tüm kitapları ve bilgilerinin bir havuzda olduğu dijital kütüphaneye istediğimiz konumdan istediğimiz zaman erişebilir hale geldik. Bunda Google’ın kütüphanelerdeki el yazması ve basılı eserleri dijitalleştirme projesinin katkısı büyük. Yıllardır süren projenin amacı basılı olan tüm kitapları dijital ortama aktarmak ve tüm insanlığın kullanımına sunmak. Diğer taraftan artık kitaplar önce basılı üretilip sonradan dijitalleşmiyor. Direkt olarak dijital olarak üretilen eserlerin sayısı oldukça fazla. Amazon’da satılan dijital kitap sayısının basılı kitap sayısını geçeli bayağı oluyor. Britannica ikonik olarak Wikipedia ile karşılaştırılsa da bilginin dijital olarak hızla üretilip yayılması karşısında ayakta duramamış ve yayınını sonlandırmak zorunda kalmıştı. Asıl rakibi Google neredeyse tüm dünyadaki dijital bilgiyi milisaniyeler düzeyinde tarayabilirken ciltlere, en dijital formunda CD’lere yüklenmiş sınırlı bilgi çok da rekabet edemedi. İskenderiye kütüphanelerinden çok daha fazlası artık cebimizde taşıyoruz. Kütüphaneler de dönüştü.

yeni nesil kitap yazmak - dijital kitapYeni Nesil Kitap Yazmak

Diğer taraftan dijital dönüşüm ile birlikte kitap yazmak eylemi de form değiştirdi. Kağıt, kalem, daktilo, dizgi gibi kavramlar hayatımızdan çıktı. Artık isteyen herkesin cep telefonundan istediği türde içeriği yazıp dijital olarak paylaşabileceği Whatpadd gibi platformların yanında, dijital kitabın en büyük destekçilerinden Amazon da yazarlar için geliştirdiği yazar programı ile yayıncıları aradan çıkararak isteyen herkesin kitabını yayınlayıp satabildiniz bir pazar yeri haline geldi. Apple da dijital kitap konusunda yayınladığı ücretsiz yazılımlar ile hiçbir teknik bilgiye ihtiyaç duymadan interaktif kitaplar üretebilmeyi ve bunları satabilmeyi mümkün kıldı. Günümüzde kitap yazmak için tek ihtiyacınız olan şey konu ve motivasyonunuzun olması. Bilgiye erişmek ne kadar kolay ise üretip paylaşmakta aynı şekilde kolaylaştı. Kitap yazmak hem kolaylaştı, hem de kitabın içine daha önce hayal edemediğimiz özellik ve içerikleri eklemek mümkün hale geldi. Artık kişiye özel kitapları yazmak mümkün. Okuyucunun sosyal medya beğenilerine göre şekillenen hikayeler kurgulanabilir. Kahramanın maceraları okuyucunun isteği ile şekillenebilir hale geldi.

Kitap Okumaya vaktiniz mi yok?

Yoğun olarak şehirlerde yaşayan günümüz modern insanlarının kitap okuma alışkanlıkları da dijital dönüşüm ile birlikte değişime uğrayan kavramlardan oldu. Önceleri basılı sektörün modern şehirli insan için ürettiği cep boy basılı kitapların yerini Amazon’un liderliğinde e-kitap okuyucuları, daha sonra akıllı telefonlar ve tabletler aldı. Kitapları daha rahat okumak üzerine teknik alanda araştırmalar devam ederken yoğun iş temposunda kitap okumaya vakit bulamamaktan şikayet edenlere yönelik hergün bir kitaptan pasajlar seçip e-Mail’inize gönderen servisler çıktı. Biryudumkitap.com ve Autotelic gibi servisler her sabah size seçilen eserden bir bölüm göndererek sevebileceğimiz kitaplar keşfetmeyi sağlarken okuma alışkanlığı kazandırma yönünde de büyük fayda sağlıyorlar. Kullandığımız cihazlar form değiştirmeye devam ettikçe kitap ve içerik tüketim alışkanlıklarımız da dönüşmeye devam edecek.
Dijital dönüşüm çağı ve anlattığımız içerikler uzak bir gelecekte hayatımıza dahil olacak ütopyalar değil. Tamamı gerçekleşti ve eskiden beri edindiğimiz alışkanları değiştirdi. Yolculuk henüz tamamlanmadı. Dönüşüm devam ediyor.

(Bu yazı Düşün Taşın Dergisi‘nin 2. sayısı için hazırlanmıştır.) 

Kamil Mehmet ÖZKAN


Page 1 of 3812345...102030...Last »